ocanali.sitemynet.com
CANDAN SPOR 2008 SEZONUNDA ATLETİZM HABERLERİ BAĞIŞ OLİMPİYAT RESİMLERİ BİREYSEL RESİM SİZİN SAYFANIZ SİTE ÜYELERİMİZ İLGİNÇ RESİMLER İAAF DÜNYA LİSTE DÜNYA ATLETİZM STADLARI SAĞLIK KÖŞESİ SAĞLIKLI YAŞAM SİGARASIZ BİR YAŞAM!.. SAĞLIK İÇİN SPOR ANİMASYON ATLETİZM ATLETİZM BİLGİLERİ OTOBÜS FİRMALARI LİNKLERİ OLİMPİYAT TARİHİ LİNKLER

SAĞLIKLI YAŞAM

Meniden Kan Gelmesi Çok Önemli Olabilir:

Meniyle kan gelmesi, hemen hemen bütün erkekleri ve partnerlerini paniğe sürükleyen bir durumdur. Meniyle kan gelmesine neden olan çeşitli etkenler vardır. Cerrahpaşa Tıp Fak. Androloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat açıklaması.

En sık rastlanan nedense enfeksiyonlardır. Bu rahatsızlığa yeni geçirilmiş bir enfeksiyon neden olabileceği gibi, kronik idrar yolu enfeksiyonlarının (özellikle prostatitler) zaman zaman tekrarladığı dönemlerde de rastlanabilir. Hele bu enfeksiyon odakları ejakülatuar(boşalma) kanallar üzerindeyse, hemospermi olasılığı artar.

Öte yandan ejakülatuar kanallara baskı yapan kistler de küçük damar çatlamalarına neden olabilir. Ayrıca prostatın büyümesi, bazen prostat ve çevresinde hafif kanamalara yol açabilir ve bu spermle birlikte atılırken kanama sanki spermdenmiş gibi değerlendirilir. Sperm kanalları veya yolu üzerindeki enfeksiyon ya da başka nedenlere bağlı tıkanmalar da zorlanma sırasında kanamalara yol açabilir. Bazen de aşırı zorlamalı cinsel ilişkiler sonrası kanamalar sperm sıvısına karışabilir.

Tanıyı koymak için öncelikle hastanın özgeçmişi değerlendirilip, herhangi bir zamanda geçirmiş olabileceği cinsel yolla bulaşan bir hastalık olup olmadığı, yakın zamanda zorlamalı bir cinsel ilişkide bulunup bulunmadığı öğrenilir. Fizik muayene ile ürolojik değerlendirmesinden sonra, laboratuvarda meni kültürüyle olası enfeksiyon varlığı araştırılır. Transrektal ultrasonografi adlı görüntüleme yöntemine başvurularak tanı belirlenmeye çalışılır. Tanıyı daha da güçlendirmek amacıyla, idrar kanalına direkt bakmamızı sağlayan üretrosistoskopi denilen yöntem genel anestezi altında uygulanır.

Genellikle enfeksiyon tanısı konur ve uygun antibiyotik tedavisi ile durum düzelir. Eğer tanı olası bir kist veya prostat büyümesine aitse -ki o zaman idrarda da kan görülür- o zaman endoskopik girişimle tedavi uygulanır.

Hemospermi yani meniden kan gelmesi, etkeni bulununcaya kadar araştırılması gereken bir belirtidir. Altta yatan olası habis bir hastalık ekarte edilmeden ne doktorun ne de hastanın içi rahat etmelidir.


TIBBIN GİZEMLİ HASTALIĞI: MS

Türkiye'de 70 bin kişinin MS hastası olduğunun tahmin edildiğini bildiren İzmir MS Derneği Başkanı Doç. Dr. Muhteşem Gebizlioğlu, bilinen hasta sayısının 35 bin olduğunu açıkladı.

Gebizlioğlu, beyin ve omurilik hastalığı olan Multipl Skleroz'un (MS) özellikle 20-40 yaş grubunda görüldüğünü ifade ederek, "MS, tanısı uzun süre alabilen bir hastalıktır.

Çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklar, beyin-damar hastalıkları, iltihaplı hastalıklar ya da tümörle karıştırılabiliyor" dedi. Hekimlerin bir hastaya "MS" ya da "değil" diyebilmesi için detaylı tetkikler yaptığını anlatan Doç. Dr. Gebizlioğlu, "Detaylı nörolojik muayene ve beyin ile omuriliğin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) yöntemiyle incelenmesi gibi bir dizi tetkik sonunda tanı hemen de konulabilir, en az 6 ay olmak üzere 1 yıl da sürebilir. MS, tanısı kolay olmayan hastalıktır" diye konuştu.

Beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol yeteneğini bozan MS'in en çok beyaz ırkı tehdit ettiğini bildiren Doç. Dr. Gebizlioğlu, şunları söyledi:

"MS; Kuzey Amerika, Kanada, İrlanda ve İskoçya'da çok fazla görülüyor. Yunanistan'da geçmiş yıllarda yapılan araştırmada, her 100 bin kişide 25 MS hastası olduğu belirlenmişti ancak bu rakamın şu anda bu ülkede daha yüksek olduğu tahmin ediliyor"

Afrikalı zencilerde, Çinliler'de ve Koreliler'de MS hastalığının görülmediğini vurgulayan Doç. Dr. Gebizlioğlu, Japonya'da ise çok az olsa da MS hastalığına rastlanıldığını kaydetti. MS hastalığının "fastfood" tarzı beslenmeyle ilişkili olduğu yönünde bazı görüşler olduğunu ifade eden Doç. Dr. Gebizlioğlu, tıp dünyasında bu araştırmaların halen devam ettiğini bildirdi. Gizemli hastalık olan MS'in 'sayıları çok az da olsa' çocuklarda da ortaya çıkabildiğini anlatan Gebizlioğlu, 4.5 yaşında bir MS hastasıyla karşılaştıklarını söyledi.

Ailelerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Gebizlioğlu, "Aileler gereksiz yere telaşa kapılmasın ancak çocuklarda da bu hastalık görülebiliyor. O nedenle, çocuklarında olağandışı bir hastalık belirtisi fark eden aileler hemen bir hekime başvursun" açıklamasında bulundu.

Henüz nedeni bilinmeyen ve kesin tedavisi bulunmayan MS ile ilgili olarak rehabilitasyon merkezlerinin sayısının yetersiz olduğunu söyleyen Gebizlioğlu, "Türkiye'de pek çok hastanede klinikler var ancak en az yataklı klinikler MS klinikleri olduğu için yeterli değil. Rehabilitasyon merkezlerinin açılması gerekiyor. Mesela nüfusun yoğun olduğu Ege ve Akdeniz'de 'tam donanımlı' rehabilitasyon merkezleri çok gerekli. Biz, İzmir MS Derneği olarak, 2 yıl önce fizyoterapi binası inşaatına başladık. Ancak ekonomik sıkıntılar nedeniyle inşaat hala bitmedi. Kendi imkanlarımız, belediye ve ilaç firmalarının desteği ile bu binayı tamamlayacağız" değerlendirmesini yaptı. MS'in belirtileri şöyle sıralanıyor:

"Çift görme ya da gözün irade dışı hareketi gibi göz bozukluğu, vücudun herhangi bir bölgesinin kısmen veya tamamen felç olması, ellerin titremesi, mesane ve kalın barsak kontrolünün kaybı, sendelenme veya denge kaybı, dilde peltekleşme gibi konuşma bozuklukları, aşırı halsizlik veya kendini alışılmamış biçimde yorgun hissetme, koordinasyon bozukluğu, uyuşma veya karıncalanma hissi, ayakların belirgin şekilde sürüklenmesi. Hastalığın kesin tedavisi henüz yok ancak rahatsızlığın neden olduğu atakları azaltacak ilaç tedavisi uygulanabiliyor"

BAŞ AĞRISI

Soru ve yanıtlarla 'Baş ağrısı'nın nedenleri?

SORU: Baş ağrılarını sınıflandırır mısınız?

YANIT: Basit bir sınıflama ile baş ağrıları başlıca 3 bölüme ayrılır.

1)Vasküler yani damarlarda oluşan hasarlara bağlı baş ağrısı

2)Gerilim tipi baş ağrısı (Kas kasılmalarına bağlı)

3)Beyinde oluşan tümörlere bası yapan lezyonlara ve enfeksiyona bağlı baş ağrısı ki buna traksiyon ve enflamatuar tip baş ağrısı denir.

SORU: Bunların içinde en sık görülen baş ağrısı hangisidir?

YANIT: Vasküler tip baş ağrısıdır. Bu tip baş ağrısında ağrı olduğu zaman, beyin damarlarında genişleme eğilimi vardır. Vasküler tip baş ağrıları şunlarıdır:

a)Migren (en sık görüleni)

b)Hipertansiyona bağlı baş ağrısı

c)Demet tipi baş ağrısı (senelik ataklar halinde gelen baş ağrısı)

SORU: Migren nedir kısaca bahseder misiniz?

YANIT: En sık görülen baş ağrısı türü olan migren baş ağrısının ötesinde bir durumdur.

Migren ağrıları genellikle tek taraflı yerleşim gösteren, zonklayıcı ve başın hareketleriyle artan türden ağrılardır. Ağrı sırasında bulantı ve kusmaya rastlanır. Bunun dışında, ağrı dışında görme bozukluğu, ellerde ve bacaklarda uyuşma vs... gibi belirtiler görülebilir.

Migren genel olarak iki ayrı tipe ayrılır. Bunlar;

1-Auralı dediğimiz, baş ağrısı döneminden önce ortaya çıkan ya da ağrıya eşlik eden belirtilerin olduğu tiptir. Bu dönemde hastalarda görme kayıpları, ışık çakmaları gibi görsel belirtiler, yüz veya vücutta iğnelenmeler, güçsüzlük, kusma, baş dönmesi gibi belirtiler olur.

2-Aurasız dediğimiz tiple ise, bu yukarıdaki belirtiler olmadan baş ağrısı olur. Migrenin % 70' i aurasız tiplerdir.

SORU: Migren atakları ne kadar sıklıkla oluşur?

YANIT: Migren atakları ortalama yılda 12 kez oluşur. Ancak bazı kişilerde haftada bir, iki kez hatta daha fazla atak olabilir.

Ataklar genellikle 55 yaşından sonra azalma eğilimindedir.

SORU: Migren belirtileri nelerdir? Migreni tetikleyen faktörler var mıdır?

YANIT: Migren atağı sırasında genellikle zorlayıcı tarzda, aktiviteyle şiddetlenen orta veya şiddetli tek taraflı olabilen baş ağrısının yanında iştahsızlık, halsizlik, ışık, ses ve kokudan rahatsız olma, bulantı ve kusma görülebilir. Bazı hastalarda yukarıda bahsettiğim aura dönemi görülür.

Migreni tetikleyen faktörlerin başında stres, açlık, öğün atlama, uyku düzenindeki bozulmalar, yorucu aktivite, ağır kokular, sigara dumanı, bazı yiyecek ve özellikle alkollü içecekler, hava değişimi (lodos vb...) adet dönemi sayılabilir. Migreni tetikleyen faktörlerin farkına varılması, tedavi açısından önemlidir.

SORU: Migren tedavi edilebilir mi?

YANIT: Evet, migren tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Eğer düzenli doktor kontrolü altında takip ve tedavi olunursa, hasta migren ağrılarından kurtulur.

SORU: Gerilim tip baş ağrısı nedir?

YANIT: Hafif veya orta şiddetli, günlük aktiviteyi etkilemeyen, yaygın bant şeklinde başı saran ortalama 12 saat süren ve ağrılı günlerin ayda genelde 6 günü geçmediği ağrılardır.

Tedavisinde ilaç ile beraber stres ile de mücadele etmek gerekir.

SORU: Sekonder baş ağrısı nedir?

YANIT: Baş ağrısının, başka bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıktığı ağrıdır.

SORU: Genel olarak baş ağrısında ne tür tetkikler yapılır?

YANIT: Baş ağrısının birçok türü vardır. Bazen bu ağrıya sebep olan nedenler hayati önem taşır. Bunlar arasında tümör, beyin kanamalar, zehirlenmeler, enfeksiyonlar (menenjit vs...) vb. gibi sebepleri sayabiliriz.

Tüm bu sebepleri saptamak için, şu tetkikler yapılır.

1-Radyolojik Testler:

*Direkt grafi

*BT (Bilgisayarlı tomografi)

*MR (Manyetik rezonans görüntüleme)

2-Lomber Fonksiyon: Beyin, omurilik sıvısının alınıp incelenmesi demektir.

3-Laboratuar Testleri:

SORU: Neden baş ağrısı tedavisi başarısız olur?

YANIT: Baş ağrısı tedavisinin yetersiz kalmasının sebeplerinin özetlersem,

1-Tanı doğru değildir.

2-Tedavi uygun değildir. İlaç seçimi doğru olmayabilir. Veya ilaç seçimi doğru fakat doz yetersizdir.

3-Hastanın yaşam şekli baş ağrısını tetikleyici türdedir. (Stres, uykusuzluk, alkol kullanımı vs...)

4-Hasta, hormonal tedavisi oluyorsa veya aldığı bazı ilaçların yan etkisi vardır.

5-Aşırı ağrı kesici kullanımı sonucu, ilaç etkisiz hale gelebilir.

SORU: Her başı ağrıyan doktora gitmeli midir?

YANIT: Evet, mutlaka gitmeli. Çünkü, etkin bir tedavinin yapılabilmesi için, öncelikle baş ağrısının varsa sebebini bulmak gerekir. Her ne kadar zaman zaman hepimizde baş ağrısı olsada, kişiyi rahatsız edici şekilde ağrı şiddeti artarsa veya her zamankinden farklı ağrı olursa, zaman kaybetmeden doktora gitmek gerekir.


İdrarda kan görülmesi neden önemlidir?

Normalde bir insanın idrarında gerek gözle görülen, gerekse idrar tahlilinde mikroskopla belirlenen kanama olmaması gerekir. Cerrahpaşa Tıp Fak. Androloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat idrarda kan görülmesini Mynet okurları için yazdı.

İdrarda kanama, aksi kanıtlanıncaya kadar çok ciddi bir bulgu olarak kabul edilir. Bu nedenle kanamaya neden olan etkenin tanısı konuncaya kadar, gereken tanı yöntemleri kullanılarak araştırılmalıdır. Çünkü idrardaki kanama çok basit bir üşütmeden kaynaklanabileceği gibi üriner sistemde oluşan bir tümörün ilk belirtisi de olabilir.

Böbrek taşları, veremi, kötü huylu tümörleri ya da enfarktüsü, akut glomerülonefrit, idrar borusu taşları, idrar kesesi tümörleri, veremi, taşları ya da basit bir idrar kesesi iltihabı ya da siyek (üretra) taşları ve iltihabı buna yol açabilir.

Bazen sık taş düşüren hastalar, idrarlarında kanama olduğunda yine taş düşürdüğünü düşünerek olayı önemsemezler. Birçok durumda olduğu gibi, doktora danışmadan kendi başına antibiyotik veya antiseptik ilaçlar alıp kanamanın geçirilmesi yanıltıcı olur. En sık rastlanılanı idrardan bir kez kan gelmesi, ama başka hiçbir ağrı ve rahatsızlık olmamasıdır. Bu kanama tekrarlamasa da mutlaka tetkiklerle sebebinin bulunmasında fayda vardır.

Ayrıca düzenli kontroller (check-up) yaptırıp tesadüfen idrarlarında mikroskopla kanama belirlenen hastalarda da, tanısı konuncaya kadar tetkik edilmesi gereklidir. Yapılacak olan görüntüleme yöntemleri (Ultrasonografi, ürografi, gerekirse de bilgisayarlı tomografi veya MR) tanı koymada yetersiz kalırsa, idrar kesesine (mesane) bir optik yardımıyla direkt bakma (sistoskopi) yöntemini mutlaka uygulamak ve olası sinsi bir mesane kanserini erken teşhis ederek, tedavisine olanak sağlamak gerekmektedir. Özellikle hanımlar sistit (mesane enfeksiyonu) olmaya daha yatkındırlar. Bu nedenle olası bazı kanamaları onlar da önemsemeyebilir ve sistitten olduğunu düşünürler. Asıl tehlike de, nedeni ve tanısı belirlenmeden sistit gibi sanılan durumların sonradan yol açtığı ciddi sağlık sorunlarıdır.

Kanlı idrarın rengi içerdiği kan miktarına göre açık pembeden koyu kırmızı ya kadar değişir. Kanlı idrar bulanıktır; cam bir kap içinde bir süre bekletilirse üstte görece duru, altta ise kanlı çökelti nedeniyle daha koyu renkli ve bulanık iki bölüme ayrılır. İdrarda kan her zaman gözle görülmeyebilir. İdrarın rengini değiştirmeyecek kadar azsa ancak kimyasal deneylerle ya da idrar çökeltisinin mikroskopla incelenmesiyle saptanabilir.

Nedenleri daha ayrıntılı incelersek:

Sistit, çeşitli mikrobik organlar tarafından oluşturulan mesane enfeksiyonudur. Yani Sistit idrar kesesi (mesane) nin iltihaplanmasıdır. İdrar yolları ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan biridir. Zamanında tedavi edilmezse hastalık böbrekleri de etkileyecek biçimde yayılabilir ve mesane ve böbreklerde kalıcı hasarlar oluşturabilir. Cinsel ilişki, idrar yolundan yapılan müdahaleler, doğum, nörolojik problemler, mesanede taş veya herhangi bir yabancı cisim varlığı, su tüketiminin az olması, mesanenin enfeksiyon ajanlarına karşı biyolojik savunma bariyerlerinin yetersiz olduğu durumlar sistit gelişimine sebep olurlar. Hamilelik sırasında, özellikle erken dönemde idrarda önemli derecede bakteri çıkışı (bakteriüri) saptanır. Kadınlar hamilelik sırasında ve hemen ertesinde idrar yolları enfeksiyonu açısından risk altındadırlar ve saptanan herhangi bir enfeksiyon hemen tedavi edilmelidir.

Belirtileri : Sık işeme, acil işeme hissi, idrar yaparken yanma, geceleri idrara çıkma, karnın alt kısmında ağrı ve rahatsızlık hissi sık görülen yakınmalardır. Sıkışma şeklinde idrar kaçırma ve kanlı idrar yapma görülebilir, yüksek ateş ise nadir görülür. İdrar bulanık, kötü kokulu olabilir. Cinsel ilişki esnasında ağrı hissi olabilir.

Mesane taşı : İdrarda kan ,sık sık idrara çıkma, ancak az ve sadece belli bir pozisyonda idrar yapabilme,sırtın alt kısmında ve karında ağrıyla birlikte düşük ateşiniz görülebilir.

Böbrek taşı : Böbrek taşının genellikle ilk belirtisi şiddetli bir yan ağrısıdır. Bu ağrı genellikle , taş idrar yolunun bir kesimini tıkadığında veya hareket ettiğinde meydana gelir. Taşın bulunduğu yere göre, ağrı kasıklara ve uyluğun iç yüzüne yayılabilir ve bulantıya ve kusmaya neden olabilir. Eğer taş idrar yolunda tahrişe neden olmuşsa , idrarda bir miktar kanda görülebilir.
-Şiddetli yan ağrısı
-İdrarda kan
-Ateş ve titreme (genellikle enfeksiyonun göstergesidir.)
-Kusma
-Kötü kokulu bulanık idrar
-İdrar yaparken yanma şikayetleri taş hastalığını akla getirmelidir.

Üretrit : Sarımtrak bir akıntı , karnın alt kısmında ağrı, sık sık idrara çıkılması, ancak az miktarda kanlı idrar,idrar yaparken yanma ve kadınlarda cinsel ilişkide acı görülür. Üretrit cinsel yolla bulaşan ya da kişisel temizliğe önem vermemekten kaynaklanan bakteriyel bir iltihaptır.

Glomerülonefrit : İdrarda kanla birlikte ayak bileklerinde, gözlerin etrafında şişlik, nefes darlığı ve yorgunluk bulunur. Böbreğin kanı süzen yapılarında ani veya kronik bir iltihaplanma olmuş olabilir.

Tehlikesiz hematüri : Sadece idrarda kan olup, başka bir belirti yoktur. İdrar viral enfeksiyonlardakinden daha kanlı görünse de, bu durum herhangi bir hastalıkla veya organ hasarıyla ilişkili değildir. Bazen çocuklukta meydana gelir ve zamanla geçer, sıkıntı yaratmadan ömür boyu sürebilir.

Hemolitik anemi : Yorgunluk ve güçsüzlükle birlikte idrarda kan görülür, nefes darlığı çekilir. Hemolitik anemi kanın alyuvarlarındaki genetik bir anormallikten veya bazı ilaçlardan ya da alyuvarları yok eden bazı hastalıklarından kaynaklanır. Alyuvarlar yıkıma uğramıştır ve kemik iliği bunların yerine yenilerini yeteri kadar hızla üretememektedir. Genetik olarak bazı enzimleri eksik olanlar ile bazı ilaçları kullananlarda hemolitik anemi ortaya çıkabilir

Mesane Kanseri : Mesane Kanserinin tipik ön belirtisi gross hematuria yani idrarda kan bulunmasıdır.Bu en genel klinik bulgu hastaların yaklaşık %75 görülmektedir.Ayrıca idrarda mikroskopik seviyede kan da sıklıkla görülmektedir. Hastalığın ileri evrelerinde mesane tahrişi ve disüri yani zor ve sancılı idrar yapma da sıklıkla gözlemlenmektedir. Kanamalar karekteristik olarak ara sıra oluşmakta, idrarın temiz görülmesi doktorun çalışmalarını ertelemesine sebep olabilmekte bu da teşhiste gecikmelere neden olabilmektedir. Mesane Kanseri en sık görülen kanser türlerinden biridir.

Özet olarak idrarında kan görülen veya idrar analizinde mikroskopik kanama belirlenen her kişinin kesinlikle ayrıntılı ürolojik muayeneden geçmesi ve tanı konuncaya kadar gereken tüm tetkiklerin yapılması önemli bir gerekliliktir.

EKLEM KİREÇLENMESİNİN NEDENLERİ VE TEDAVİSİ.

Eklem kireçlenmesinin, yaşın ilerlemesiyle birlikte hemen herkesin başına gelebilen ve yaşam kalitesini oldukça olumsuz etkileyen bir hastalık olduğu belirtildi.

Bursa Acıbadem Hastanesi'nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Şener, "Her insanın vücudundaki eklem yerlerini kaplayan kıkırdaklar gençken ya da daha ileri yaşta bir gün mutlaka aşınacak" dedi.

Bu aşınmanın en sık kalça ve diz ekleminde görüldüğünü sözlerine ekleyen Doç. Dr. Şener, eklem kireçlenmesi ve sertliğinin, genellikle ağrı ve hareket kısıtlılığı gibi şikayetlerle kendini gösterdiğini belirterek, başlıca nedenlerini şöyle sıraladı:

"Romatizmal hastalıklar, ihmal edilmiş kalça çıkığı, iyi tedavi edilmemiş kırıklar ve eklem iltihabı".

Doç. Dr. Şener, hastalığın zaman içinde kişinin hareketlerini, kişisel bakım ve temizliğini yapmasını kısıtladığını, ağrılarınınsa geceleri bile uyutmayacak düzeye ulaşabildiğini ifade etti.

Pek çok sebebi olan eklem kireçlenmesinin risk faktörlerinin başında yaşın geldiğini ifade eden Doç. Dr. Nadir Şener, hastalığın daha çok kadınlarda görüldüğünü, özellikle menopozdan sonra kıkırdak yapısında bozulmalar olabildiğini belirterek, "Menopoz döneminde östrojen hormonu azaldığı için bu hormonun olumlu etkileri de azalıyor. Ayrıca menopoz döneminde kilo alma olasılığı arttığı için bu da eklem kireçlenmesine sebep olabiliyor. Sigara kullanımı, beslenme şekli ve aşırı kilo da eklem kireçlenmesini artıran faktörlerden. Hastalığın oluşumunda genetik bir eğilimin de rolü var, ama bu oran çok yüksek değil" şeklinde konuştu.

Doç. Dr. Şener, genç yaşta eklem kireçlenmesi görülme sebeplerinin başında romatizmal hastalıklar geldiğini belirterek sözlerine şöyle sürdürdü:

"Romatizmal hastalıklar kıkırdağın aşınmasına sebep oluyor. Kalça çıkığı da, kalçaya binen dengesiz yüklere sebep olduğu için erken yaşta kireçlenmeye neden olabiliyor. Kalça çıkıklığı görülen hastalar 30 ila 40 yaşları arasında protez gerektirecek düzeye gelebiliyor. Kötü iyileşen kırıklar, bacaklardaki doğuştan şekil bozuklukları ya da bacak boylarındaki eşitsizlikler de eklem kireçlenmesinin genç yaşta görülme sebepleri".

Yaşa bağlı kireçlenmeninse genellikle 60-70 yaş arasında görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Nadir Şener, eklem kireçlenmesinin bu yaşlar için hemen hemen kaçınılması imkansız bir süreç olduğunu vurguladı.

EKLEM KİREÇLENMESİ NEDİR?

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Şener, insan vücudundaki eklemlerin kıkırdak denen bir tabakayla kaplı olduğunu belirterek şu açıklamalarda bulundu:

"Kıkırdak, üzeri parlak, kaygan ve bulunduğu eklemin kolay hareket etmesini sağlayan beyaz bir tabaka. Bu tabaka, yaş, kilo, düşme ve çarpma tarzı travmalar gibi pek çok dış faktörün etkisiyle aşınarak parlaklığını kaybediyor ve yüzeyi pürtüklenmeye başlıyor. Pürtüklenen yüzeylerse bir süre sonra zımpara gibi birbirini aşındırmaya başlıyor. Zaman içinde iyice aşınan kıkırdak, tamamen yok oluyor ve eklem yerinde kemik kemiğe sürter hale geliyor. Bu durum, kemikte ve eklemde şekil bozuklukları gelişmesine neden oluyor. Bu aşamadan sonra, hastanın ağrısı artıyor, yürüyemiyor ve eklemini hareket ettiremez hale geliyor".

Eklem kireçlenmesinde en sık görülen şikayetleri ağrı, şekil bozukluğu ve hareket kısıtlılığı olarak sıralayan Doç. Dr. Nadir Şener, hastalığın ilerlediği evrelerdeyse hastanın sadece ev içinde hareket edebildiğini, tuvalete bile gitmekte zorlanır hale geldiğini, gece ağrısı nedeniyle uyuyamayan hastanın baston ya da bir destek olmadan yürüyemediğini söyledi.

Eklem kıkırdağındaki aşınma ilk başladığı zaman hastaların genellikle hafif ağrı, eklemlerden ses gelmesi ve şişlikler oluşması gibi şikayetlerle başvurduklarını belirten Doç. Dr. Şener, tedavi yöntemlerini anlattı:

"Biz ilk olarak hastalara korunma yöntemleri tavsiye ediyoruz. Bunlardan ilki eğer hastanın fazla kilosu varsa kilo vermesi gerektiği şeklinde oluyor. Hastanın kaslarını güçlendirmesi için çeşitli egzersizler öneriyoruz. Çünkü hareketlilik azaldıkça kaslar zayıflıyor ve bir süre sonra eklemlere daha fazla yük binmeye başlıyor. Bu da kireçlenmeyi ve kıkırdağın aşınmasını artırıyor. Korunma yöntemleri dışında, hastaya eklem kıkırdağının aşınmasını önleyici ve ağrı kesici ilaçlar öneriliyor. Eklemdeki şişlikler ve ağrılar için önerilen bir başka tedavi de buz. Eğer bu tedaviler hastaya yeterli gelmiyorsa, hastaya eklemin içindeki kayganlığı ve kıkırdağın beslenmesini artırıcı enjeksiyonlar uygulanıyor. Birer hafta arayla 3 kez yapılan enjeksiyonları, 6 ay ile 1 yıl arasında tekrarlamak gerekiyor".

ARTROSKOPİK CERRAHİ GİRİŞİMLER

Bu tedavi yöntemleri sonuç vermediği takdirde artroskopik cerrahi girişimler uygulandığını söyleyen Dr. Şener şu açıklamayı yaptı:

"Eğer hasta tüm bu tedavilerden fayda safında romatizmal hastalıklar geldiğini belirterek sözğlayamıyorsa ve eklemdeki kıkırdak kaybı henüz çok fazla değilse artroskopik cerrahi girişimler uygulanıyor. Artroskopide eklemin içine, kalem kalınlığında boru şeklinde bir aletle giriliyor. Açılan kıkırdaklar temizleniyor, tıraşlanıyor, meniskus yırtıkları alınıyor, eklemin içi yıkanıyor".


Doç. Dr. Nadir Şener, "Eklem kireçlenmesi, geri dönüşü olmayan bir hastalık" vurgulamasını yaparken kıkırdağı eskisi gibi yapmanın, yenilemenin mümkün olmadığını kaydetti. Yapılan tüm girişimlerin hastalığın seyrini yavaşlatmayı ve ağrıyı azaltmayı hedeflediğini belirten Şener, "Eklem kireçlenmesi bir aşınma süreci olduğu için kaybedilen kıkırdak geri gelmiyor" dedi.

Eklem kireçlenmesinin 20 ila 30 yıl kadar seyreden ve yavaş yavaş ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Şener, bu süreç içinde herhangi bir ilaç, enjeksiyon, atroskopik girişim tedavisi ya da fizik tedavi yapılmazsa, hastanın ekleminin günün birinde iş göremez hale gelecek kadar aşınabildiğini, bu aşamadaysa hastaya son çare olarak yapay eklem yani protez takıldığını söyledi.

Şener, oldukça sık yapılan bu ameliyatların başarı oranının yüzde 95 civarında olduğunu belirterek, "Hasta, yapay eklemini vücudun normal bir eklemiymiş gibi yaklaşık 20 yıl kadar rahatlıkla kullanabiliyor. Yapay eklemin bozulması ya da aşınması durumunda çıkartılıp yerine yenisi konulabiliyor" açıklamasında bulundu.

Günümüz tedavi seçeneklerinin, eklem kireçlenmesi şikayeti olan bir hastanın sakat kalmadan, tekerlekli sandalyeye ya da bastona mahkum olmadan yürümesini sağlayacak kadar ilerlemiş durumda olduğunu ifade eden Doç. Dr. Şener, hastalığın her aşamasında tedavi şansı olduğunun altını çizerek "Hasta ne kadar geç gelirse yapılacak cerrahi girişim de o kadar büyüyor ve riskleri de o kadar artıyor. Hastanın bize ağrıları, şişmeleri, eklemden ses gelmeleri başlar başlamaz gelmesi erken tedavi şansı veriyor. Erken tedaviye başlayan hastanın eklem kireçlenmesi iyi kontrol edilirse, ameliyat zamanını geciktirmek ve hatta hastamız ileri yaşlardaysa ameliyata gerek kalmadan hayatını devam ettirmesini sağlamak mümkün" diye konuştu.

AMELİYAT VE SONRASI

Doç. Dr. Nadir Şener, eklem kireçlenmesi ameliyatlarında aşınan, bozulan eklem yüzeyi ve kıkırdağının kesilip çıkarıldığını, onun yerine onun görevini görecek metal, seramik ya da sert bir plastik türünden yapılmış bir yapay eklem yerleştirildiğini belirterek, yaklaşık 1 saat süren bu ameliyattan sonra hastanın ertesi gün ayağa kalkıp eklemin üzerine basıp hareket edebilir hale geldiğini söyledi. Ameliyat sonrası hastanede kalma süresinin 3 ila 5 gün arasında değiştiğini ifade eden Şener, "Hastanın yaklaşık 1-2 hafta kadar baston ya da tek koltuk değneği kullanması gerekiyor: Bu süre sonunda da bastonu bırakıp normal hayatına devam edecek hale geliyor" dedi.

Her ameliyat gibi bu ameliyatın da riskleri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Şener, bu riskleri, protez takılan yerde iltihap gelişmesi, protezin yerinden çıkması, erken aşınması ya da pıhtı (emboli) oluşması şeklinde sıraladı. Şener, yüzde 5 oranında gerçekleşebilen tüm bu risklere rağmen yapay protez ameliyatlarının, ortopedi cerrahisinde en yüz güldürücü sonuçlara sahip ameliyatlardan olduğunu söyledi. Kireçlenmenin en çok kalça ve dizde görülmesi sebebiyle ameliyatların da en çok bu bölgelere uygulandığını belirten Doç. Dr. Nadir Şener, ayak bileği, omuz, dirsek, el bileği ve omurgalara da protez koymanın mümkün olduğunu söyledi.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Şener, ameliyat sonrasyı.ileşen kırıkl hastanın tüm kontrollerini ve takibini fizik tedavi uzmanıyla birlikte yaptıklarını belirterek görev dağılımlarını açıkladı:

"Protezin sağlığını ve bacağın seyrini ortopedist olarak ben takip ediyorum. Fizik tedavi uzmanı da hastaya, ameliyat sonrası kas güçlendirme ve eklem hareket açıklığını kazandırmayı destekleyecek programları uyguluyor".

Fizik tedavisiz bir protez ameliyatının düşünülemediğini kaydeden Doç. Dr. Şener, protez ameliyatlarının başarısında fizik tedavinin çok belirleyici bir faktör olduğunu dile getirdi. Şener, protezin koyulduğu andan itibaren, hastanın ekleminin yük taşımaya müsait bir duruma geldiğini belirterek hastaların hastaneden tek bastonla kendi başına yürüyebilecek ve merdiven inip çıkabilecek şekilde gönderildiğini, sonrasındaysa fizik tedavinin devam ettiğini söyledi.
Ameliyatın başarısına rağmen protezli eklemde bazı küçük şikayetlerin de devam edebildiğini sözlerini ekleyen Doç. Dr. Nadir Şener, bu şikayetleri şöyle tarif etti:

"Ameliyat sonrası hafif ağrı duymak, çok soğuk havalarda protezin hafif de olsa soğukluğunu hissetmek, çok uzun yol yüründüğünde şişmeler yaşamak mümkün. Ancak hastalar günlük hayatta protezi hiçbir şekilde fark etmiyor".

FİZİK TEDAVİ ÇALIŞMALARI

Bursa Acıbadem Hastanesi Fizik Tedavi Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Orhan Özcan ise cerrahi girişim sonrası uygulanan fizik tedavi çalışmalarından bahsederek temel kuralın, eklem hareket açıklığını kazandırmak, yeterli kas gücünü elde etmek ve hepsinden önce kişiyi ağrısız normal günlük yaşamına döndürmek olduğunu belirtti.

Fizik tedavi sürecini anlatan Prof. Dr. Orhan Özcan, "Ameliyatın ertesi günü hastanede, izometrik egzersizler dediğimiz eklemi hareket ettirmeden kası güçlendirici egzersizlere başlıyoruz. Uygulama süresi yapılan ameliyata göre değişiyor.
Daha sonra eklem hareket açıklığını kazandırıcı hareketler uygulanıyor. Hastanın durumuna göre şişliklere engel olmak için buz uygulanıyor. Sonraki günlerde aşama aşama kası güçlendirici ağırlıklar yardımıyla, kasın gücünü artırmaya yönelik egzersizlere başlanıyor. Eğer her şey yolunda giderse, 2-3 hafta sonra kişi baston ya da başka bir araç kullanmadan yürüyebilir duruma gelebilir" diye konuştu.

Prof. Özcan, ameliyat sonrası ilk 1 ila 2 hafta boyunca hastanın her gün fizik tedavi çalışmaları için hastaneye gelmesi gerektiğini, daha sonra bu sürenin 2 ila 3 günde bir şeklinde azaldığını söyledi. Sözlerini sürdüren Özcan, "Bu sayede hem hastadaki gelişmeler hem de egzersizlerin hasta üzerindeki etkileri takip ediliyor. Hasta normal yürüyüş görüntüsünü kazandıktan sonra tedavisi, kendisine verilen egzersiz programıyla evde sürdürülüyor" dedi.

Fizik Tedavi Rehabilitasyon Uzmanı Özcan, ameliyat olan kişilerin genelde 60 yaşın üzerinde olduğunu ve kondisyonel durumlarını korumak amacıyla bu egzersizleri hayat boyu yapmalarının oldukça faydalı olacağını vurgulayarak "Hastaların iyileştikten sonra da egzersizlere devam etmeleri, bunu bir tedavi gibi değil de bir yaşam biçimi olarak algılamaları ve hayatlarına geçirmelerini tavsiye ediyoruz" dedi. Tavsiyelerine devam eden Prof. Dr. Orhan Özcan, "Fazla kilo almamaya özen gösterin. Travmalardan uzak durmaya çalışın. Yüzme ve yürüyüş gibi daha hafif, yaşa uygun, ekleme fazla yük bindirmeyecek ama kasları güçlendirecek egzersizleri tercih edin. Katkı maddelerinden uzak bir doğal beslenme şeklini benimseyin. Kıkırdak kandan değil, eklem sıvısından beslendiği için oldukça sınırlı bir beslenmesi var. Eklem sıvısının niteliği ve içeriği bozulunca kıkırdağın da yapısı bozuluyor. Sigara kullanmayın. Sigara, kıkırdak beslenmesini olumsuz etkiliyor" şeklinde konuştu


BÖBREK VE İDRAR YOLLARI TAŞLARI HAKKINDA:

Böbrek taşları en sık görülen ve ağrıya neden olan böbrek rahatsızlıklarından biridir. Erkeklerin 10%'unda ve bayanların 3%'ünde hayatlarının bir döneminde böbrek taşı oluşur. Ve bunların çoğunda , başka taş gelişimi ihtimali yüksek olduğu için , hastalık kronik bir hal alır. Cerrahpaşa Tıp Fak. Androloji Bilim Dalı Başkanı ve Hattat Hastanesi Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat böbrek ve idrar yolları taşlarını yazdı.

Her biri yumruk büyüklüğünde olan böbrekler vücudun yan-arka kısımlarında yerleşmiş organlardır. Mesaneye üreter adı verilen dar tüplerle bağlanmışlardır. Böbrekler kanı süzen , faydalı maddeleri tekrar vücuda geri alan , zararlı maddelerin idrarla atılımını sağlayan filtrelerdir. Böbrekten atılan idrar mesanede toplanır ve üretra adı verilen kanalla vücuttan dışarı atılır.

Nasıl Oluşur ?

Böbrek taşları, çeşitli minerallerin ve başka maddelerin böbrekte toplanıp, katı parçacıklar halinde çökmesi sonucu oluşur. Normal koşullarda idrarda bulunan çeşitli kimyasallar bu çökmeyi engeller. Fakat bazı durumlarda bu koruyucu mekanizma etkisini yitirir. Eğer oluşan parçacıklar küçükse herhangi bir yakınmaya neden olmadan idrarla atılırlar. Daha büyük taşlar ise böbrekte veya idrar yolunda bir yerde takılıp tıkanmaya yol açabilirler.

Taş hastalığının belirtileri nelerdir ?

-Özellikle yan bölgelerde olmak üzere çok şiddetli, kıvrandırıcı ağrılar

-Ağrı ile beraber bulantı ve kusma

-İdrarda kanama

-Sık tekrar eden idrar yolu enfeksiyonları

-Ailenizde taş hastalığının bulunması

-Çocuklarda karın ağrısı, iştahsızlık, idrar yolu enfeksiyonları

Taş hastaları neler yapmalıdır ?

-Mutlak surette her gün yeteri kadar sıvı alınması (2-2.5 lt, 10-12 bardak)

-Sık tekrar eden taş hastalığı durumunda yiyeceklerin düzenlenmesi

-Yeterince hareketli bir hayat (düzenli yürüyüşler, eksersizler)

-Stresten uzak bir yaşam tarzının sağlanabilmesi

-6 ayda bir idrar analizi ile ultrasonografi incelemesinin tekrarı

-Vücutta taş oluşumuna yol açan sebeplerin aydınlatılması amacıyla kan ve idrar örneklerinin incelenmesi ve gereken tedavinin başlatılması

-Mevcut taşların büyümeden gereken önlemlerin alınması ve taşların uygun yöntemler ile temizlenmesi

-Düşürülen taşların analiz amacıyla biriktirilmesi ve inceleme amacıyla bu konu ile ilgilenen deneyimli merkezlere başvurulması

Nasıl teşhis edilir ?

Teşhiste hastanın şikayetleri yol gösterici olsa da, taşların belirlenmesinde günümüzde en sık uygulanan inceleme yöntemi ultrasonografidir. Hastalara herhangi bir uygulama zorluğu oluşturmayan, basit ve pratik bu uygulama ile idrar yollarındaki taşların çoğu tespit edilebilmektedir. Gerekli olduğu taktirde ilaçlı böbrek filmi (IVP) çektirilerek taşlar ve idrar yollarının boşlukları da görülebilmektedir.

Son yıllarda yine pratik,hızlı ve konforlu bir yöntem olarak devreye giren spiral tomografi tüm taşları çok kolay teşhis edebilmektedir. Hastalara ayrıca idrar tahlili yaptırmak suretiyle idrardaki kristalleri,kanama ve enfeksiyon durumunu değerlendirmekte gereklidir.

Böbrek taşlarında tedavi yöntemleri nelerdir ?

Böbrek taşlarının çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir. Tüm idrar yolu taşlarının yaklaşık 80'i ilaç tedavisi ile düşer. Taşın düşmesini etkileyen en önemli faktör taşın büyüklüğüdür. 4 mm'nin altındaki taşın düşmesi beklenirken, 6 mm'nin üzerindeki taşlara müdahale gereklidir. Ayrıca, taşların şekli ve idrar yolundaki yerleşimi de düşmeyi etkileyen önemli faktörlerdir.

Tedavi Yöntemleri:

- Kendiliğinden yada ilaç yardımıyla taşın düşürülmesi

- ESWL ( şok dalgası ile taşları kırmak)

- Minimal invaziv girişimler (Kapalı böbrek taşı ameliyatı, kapalı üreter taşı ameliyatı)

- Klasik açık ameliyat yöntemi

Bu yaklaşımlardan hangisinin uygulanılacağı; taşın yerine, büyüklüğüne, idrar yollarına verdiği veya verebileceği zararına ve taşın cinsine bağlıdır. Günümüzde minimal invaziv tekniklerin gelişmesi sonucu klasik açık cerrahi, en az başvurulan ve en az tercih edilen metod olarak kalmıştır.

Taş kırma yöntemi (ESWL)

Günümüzde taşların tedavisinde uygulanan en kolay ve en az zahmetli yöntemdir.Vücut dışında oluşturulan şok (basınç) dalgalarının böbrekteki taşlar üzerine odaklanması ile taşların kırılması esasına dayanan modern,pratik ve ağrısız tedavi şeklidir. Ancak her taşın tedavisi için uygun olmayıp sadece çapı 2 cm.nin altındaki böbrek taşlarının en etkili tedavi şeklidir.Bu yöntemle taşlar küçük parçalara ayrıldıktan sonra vücuttan dışarı atılabilmektedir. Tedavi sonuçları başarılı olup, uygun hastaların seçimi çok iyi yapılmaktadır. Büyük taşlar,aşırı şişmanlık,kanama bozuklukları,idrar yollarında enfeksiyon ve idrar yollarında tıkanıklık bu yöntem için engel teşkil eden faktörlerdir.

ESWL Uygulaması

Üreteroskopi

Böbrek ile idrar torbası arasında yer alan üreterde (idrar kanalı) takılıp kalan taşların yine hemen hemen hepsi açık ameliyat yapılmaksızın endoskopik (kapalı, ameliyetsız) yoldan girişimler ile tedavi edilebilmektedir. İşlem sırasında ışıklı alet ile önce idrar torbasına, sonra da taşın bulunduğu idrar kanalına girilerek ilerlenir ve taşın bulunduğu bölgeye gelince küçük taşlar değişik girişimler ile direkt dışarı alınır. Eğer taş büyük ise, olduğu yerde kırılarak küçük parçalara ayrılır ve bu parçalar tek tek temizlenir.Geri kalan çok küçük taşlar ise kendiliğinden dökülür. Bu yöntem sonrasında hastaya bir kesi yapılmadığı için hastanın iyileşmesi ve günlük aktivitelerine dönmesi çok hızlıdır. Bu yöntem özellikle idrar kanalının alt kısmında (idrar torbasına yakın) yerleşmiş taşların alınmasında ilk tercih edilen tedavi yöntemdir. Orta ve üst bölümde yerleşen taşların çoğu taş kırma yöntemi (ESWL) ile tedavi edilebilmektedir.

Üreteroskopi Uygulaması

Perkütan Taş Cerrahisi ( Kapalı Böbrek Ameliyatı) :

Taş kırma yöntemi ile tedavi edilemeyen veya kırılsa da dökülemeyecek büyüklükte olan taşların çoğunda hastalara açık ameliyat yapmadan, böbreğe endoskopik olarak tek bir kanaldan girilerek (kapalı yoldan) tedavi yapılabilmektedir.
Perkütan yoldan taşın cerrahi tedavisi ciltte açılacak küçük bir delikten böbreğe girilerek, böbrek içinde ki taşlar gözle görülebilmekte, sayısı ve büyüklükleri net bir şekilde değerlendirebilmektedir. Küçük olan taşlar kolaylıkla dışarı alınabilirken, büyük taşlar olduğu yerde kırılarak küçük parçalar halinde temizlenebilmektedir. Sadece tek bir kanaldan girildiği için bu yöntemin böbrek fonksiyonları üzerinde ciddi hiçbir etkisi olmayıp hayat kalitesi açısından da hastaya çok az zarar veren bir yöntemdir. Bu yöntem yüksek başarı oranları ile işlem sonrasında hastaların herhangi bir ameliyat yarası olmaksızın erkenden ayağa kalkıp, çok kısa sürede iyileşerek, aktivitelerine dönmelerine müsaade etmektedir.


BÖBREK TAŞLARINDAN YÜRÜYEREK KURTULUN

Ağrıya sebep olan ve en sık rastlanan böbrek rahatsızlıklarından biri durumundaki böbrek taşlarının, erkeklerin yüzde 10 bayanların da yüzde 3'ünde hayatlarının bir döneminde oluştuğu bildirildi.

Böbreklerin kanı süzen, faydalı maddeleri tekrar vücuda geri alan, zararlı maddelerin idrarla atılımını sağlayan filtreler olduğunu ifade eden Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Androloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat, her biri yumruk büyüklüğünde olan böbreklerin vücudun yan arka kısımlarında yerleşmiş organlar olduğunu söyledi. Prof. Dr. Halim Hattat, "Böbrekler, mesaneye üreter adı verilen dar tüplerle bağlanmışlardır. Böbrekten atılan idrar mesanede toplanır ve üretra adı verilen kanalla vücuttan dışarıya çıkartılır. Böbrek taşları, çeşitli minerallerin ve başka maddelerin böbrekte toplanıp katı parçacıklar halinde çökmesi sonucu oluşur. Normal koşullarda idrarda bulunan çeşitli kimyasallar bu çökmeyi engeller. Fakat bazı durumlarda bu koruyucu mekanizma etkisini kaybeder. Eğer oluşan parçacıklar küçükse herhangi bir yakınmaya neden olmadan idrarla atılırlar. Daha büyük taşlar ise böbrekte veya idrar yolunda bir yerde takılıp tıkanmaya yol açabilir" dedi.

Prof. Dr. Halim Hattat, böbreklerdeki taş hastalığının belirtilerini, "Özellikle yan bölgelerde olmak üzere çok şiddetli, kıvrandırıcı ağrılar, ağrı ile beraber bulantı ve kusma, idrarda kanama, sık tekrar eden idrar yolu enfeksiyonları, ailenizde taş hastalığının bulunması, çocuklarda karın ağrısı, iştahsızlık, idrar yolu enfeksiyonları" şeklinde sıralayarak, bu hususta yapılması gerekenleri şu şekilde özetledi:

"Mutlak surette her gün yeteri kadar sıvı alınması (2-2.5 lt, 10-12 bardak) gerekir. Sık tekrar eden taş hastalığı durumunda yiyecekler düzenlenmelidir. Düzenli yürüyüşler, egzersizler yapılmalı. Stresten uzak yaşam tarzı sağlanabilmelidir. 6 ayda bir, idrar analiziyle ultrasonografi incelemesinin tekrarı yapılmalıdır. Vücutta taş oluşumuna yol açan sebeplerin aydınlatılması amacıyla kan ve idrar örneklerinin incelenmesi ve gereken tedavinin başlatılması sağlanmalıdır. Mevcut taşlar büyümeden gereken önlemler alınmalı ve taşlar uygun yöntemlerle temizlenmelidir. Düşürülen taşlar analiz amacıyla biriktirilmelidir ve inceleme amacıyla bu konuyla ilgilenen deneyimli merkezlere başvurulmalıdır"

BÖBREK TAŞININ TEŞHİSİ

Böbrek taşlarının teşhisinde hastanın şikayetlerinin yol gösterici olmasıyla birlikte günümüzde en sık uygulanan inceleme yönteminin ultrasonografi olduğunu belirten Prof. Dr. Halim Hattat, "Hastalara herhangi bir uygulama zorluğu oluşturmayan, basit ve pratik bu uygulama ile idrar yollarındaki taşların çoğu tespit edilebilmektedir. Gerekli olduğu taktirde ilaçlı böbrek filmi (IVP) çektirilerek taşlar ve idrar yollarının boşlukları görülebilmektedir. Son yıllarda yine pratik, hızlı ve konforlu bir yöntem olarak devreye giren spiral tomografi, tüm taşları çok kolay teşhis edebilmektedir. Hastalara ayrıca idrar tahlili yaptırmak suretiyle idrardaki kristalleri, kanama ve enfeksiyon durumunu değerlendirmek de gereklidir. Böbrek taşlarının çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir. Tüm idrar yolu taşlarının yaklaşık 80'i ilaç tedavisi ile düşer. Taşın düşmesini etkileyen en önemli faktör taşın büyüklüğüdür. 4 milimetrenin altındaki taşın düşmesi beklenirken, 6 milimetrenin üzerindeki taşlara müdahale gereklidir. Taşların şekli ve idrar yolundaki yerleşimi de düşmeyi etkileyen önemli faktörlerdir" diye konuştu.

Böbrekteki taşın yerine, büyüklüğüne, idrar yollarına verdiği veya verebileceği zarara, taşın cinsine bağlı olarak uygulanacak tedavinin belirleneceğini belirten Prof. Dr. Halim Hattat, kendiliğinden ya da ilaç yardımıyla taşın düşürülmesi mümkün olduğu gibi, günümüzde minimal invaziv tekniklerin gelişmesi sonucu klasik açık cerrahinin en az başvurulan ve en az tercih edilen metot olduğunu belirtti. Prof.Dr. Hattat, diğer yöntemleri şu şekilde sıraladı:

"Günümüzde taşların tedavisinde uygulanan en kolay ve en az zahmetli yöntemdir. Vücut dışında oluşturulan şok (basınç) dalgalarının böbrekteki taşlar üzerine odaklanması ile taşların kırılması esasına dayanan; modern, pratik ve ağrısız tedavi şeklidir. Ancak her taşın tedavisi için uygun olmayıp, sadece çapı 2 santimetrenin altındaki böbrek taşlarının en etkili tedavi şeklidir. Bu yöntemle taşlar küçük parçalara ayrıldıktan sonra vücuttan dışarıya atılabilmektedir. Tedavi sonuçları başarılı olup, uygun hastaların seçimi çok iyi yapılmaktadır. Büyük taşlar, aşırı şişmanlık, kanama bozuklukları, idrar yollarında enfeksiyon ve idrar yollarında tıkanıklık bu yöntem için engel teşkil eden faktörlerdir"

ESWL UYGULAMASI ÜRETEROSKOPİ

Prof. Dr. Halim Hattat, böbrekle idrar torbası arasında yer alan üreterde (idrar kanalı) takılıp kalan taşların yine hemen hemen hepsinin açık ameliyat yapılmaksızın endoskopik (kapalı, ameliyatsız) yoldan girişimlerle tedavi edilebildiğini vurguladı. Prof. Dr. Hattat, "İşlem sırasında ışıklı alet ile önce idrar torbasına, sonra da taşın bulunduğu idrar kanalına girilerek ilerlenir ve taşın bulunduğu bölgeye gelince küçük taşlar değişik girişimler ile direkt dışarıya alınır. Eğer taş büyük ise, olduğu yerde kırılarak küçük parçalara ayrılır ve bu parçalar tek tek temizlenir. Geriye kalan çok küçük taşlar kendiliğinden dökülür. Bu yöntem sonrasında hastaya bir kesi yapılmadığı için hastanın iyileşmesi ve günlük aktivitelerine dönmesi çok hızlıdır. Bu yöntem özellikle idrar kanalının alt kısmında (idrar torbasına yakın) yerleşmiş taşların alınmasında ilk tercih edilen tedavi yöntemidir. Orta ve üst bölümde yerleşen tage günümüzde en sık uygulanan inceleme yönteminin ultrasonogşların çoğu, taş kırma yöntemi (ESWL) ile tedavi edilebilmektedir" diye konuştu.

Kapalı böbrek ameliyatı olan üreteroskopi uygulaması perkütan taş cerrahisi hakkında da bilgiler veren Prof. Dr. Halim Hattat, şunları kaydetti:

"Taş kırma yöntemiyle tedavi edilemeyen veya kırılsa da dökülemeyecek büyüklükte olan taşların çoğunda hastalara açık ameliyat yapmadan, böbreğe endoskopik olarak tek bir kanaldan girilerek (kapalı yoldan) tedavi yapılabilmektedir.
Perkütan yoldan taşın cerrahi tedavisinde ciltte açılacak küçük bir delikten böbreğe girilerek böbrek içindeki taşlar gözle görülebilmekte, sayısı ve büyüklükleri net şekilde değerlendirilebilmektedir. Küçük olan taşlar kolaylıkla dışarıya alınabilirken, büyük taşlar olduğu yerde kırılarak küçük parçalar halinde temizlenebilmektedir. Sadece tek bir kanaldan girildiği için bu yöntemin böbrek fonksiyonları üzerinde ciddi hiçbir etkisi olmayıp, hayat kalitesi açısından da hastaya çok az zarar veren bir yöntemdir. Bu yöntem yüksek başarı oranlarıyla işlem sonrasında hastaların herhangi bir ameliyat yarası olmaksızın çok kısa sürede iyileşerek aktivitelerine dönmelerine müsaade etmektedir"

BEL AĞRILARI VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ:

Günlük hayatta durup düşünmeden yaptığımız birçok hareket bel sağlığımızı ciddi boyutta tehdit edebiliyor. Uzmanlar bel sağlığını korumak isteyen yada fıtık veya başka bir sebebe bağlı bel rahatsızlığı bulunan herkesin günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenleri sıralıyor.

Uzmanların bel sağlığı için uyulmasını istediği 40 tavsiye şöyle:

1- Herhangi bir ağırlık taşımanız gerekirse, yükü vücudunuza asimetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın. Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken, belinizin dik pozisyonda olmasına dikkat edin.

2- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyin. Kaldırmak zorundaysanız başkalarından yardım isteyin.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa, omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.

5- İki kişiyseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın ucunu sakın bırakmayın.

6- Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın. Hele bu yükü başınızdan yukarı kaldırmayı denemeniz tam bir felaket olabilir.

7- Ayaktayken belinizi sağa veya sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayın.

8- Yük elinizdeyken dönmeniz gerekiyorsa, belinizle değil ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.

9- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyin.

10- Sandalye ve ya koltukta otururken dik pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin. Bu esnada diz eklemlerinizin kalça eklemlerinden daha yüksekte bulunmasında, ayak tabanlarının yere temas ederken düz konumda olmasında ve yere rahatça basmasında yarar var.

11- Yumuşak, alçak ve derin koltuklarda oturmayın. Stabil olmayan bozuk koltukların ve yumuşak iskemlelerin belinizi tehdit ettiğini unutmayın.

12- Sandalyede otururken ayaklarınızın altına bir basamak çekerseniz daha rahat ederseniz.

13- Abdest alırken, dişlerinizi fırçalarken yada elinizi, yüzünüzü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyin.

14- Her gün en az 15 dakika yürüyün. Yürüme mesafesini giderek arttırın.

15- Bir defa bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorunuzun önerdiği egzersizleri aksatmadan yapın, çünkü düzenli egzersiz yapanlarda ağrının tekrarlaması daha seyrek görülür.

16- Sağlıklı olsanız bile her gün kaslarınızı güçlendirici egzersizler yapın.

17- Egzersizleri altında sunta ve ya tahta bulunan halı ya da battaniye gibi sert bir zemin üzerinde yapın.

18- Spor veya egzersiz yaparken ani ve zorlayıcı hareketlerden kaçının. Spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapın.

19- Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa mutlaka bir uzman doktora danışın.

20- Günlük yaşamınızda ani hareketlerden sakının.

21- Her gün beyaz peynir ya da bir kase yoğur yemeyi veya bir bardak az yağlı süt içmeyi alışkanlık haline getirin. Güneş ışınlarından yararlanın.

22- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutun. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu unutmayın.

23- Uzman bir hekime danışmadan bel korsesi kullanmayın. Çelik balen li korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayın.

24- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan, belinizi asla çektirmeyin. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayın.

25- Üzüntü ve stresin bel sağlığınızı da olumsuz yönde etkilediğini bilerek, ruh sağlığınıza özen gösterin. Ailevi, sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidin.

26- Yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabılarınızın topuklarının yüksekliği normal, ökçeleri yumuşak olsun.

27- Sandalye ya da koltukta otururken, bir cismi hafif dahi olsa öne doğru eğilerek yerden almayın.

28- Daha önce bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, güreş, boks, judo, futbol, basketbol gibi mücadele gerektiren ve halter, jimnastik, golf, tenis gibi zorlayıcı sporlardan uzak durun. Bunların yerine yürüme yada yüzme gibi sporları tercih edin.

29- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyun ve eşyanın hizasına yükseldikten sonra onu alın.

30- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin. Uzun yola çıkarken belinizi ince bir yastıkla destekleyin.

31- Otomobile bindiğinizde, koltuğunuzu pedallara yakın olacak şekilde ayarlayın. Dizlerinizin, kalçanızın biraz yukarıda durmasını sağlayın. Aksi halde beliniz rahat etmez.

32- Uzun süre araç kullanmayın, kullanmak durumunda kalırsanız sık sık mola vermeyi ve bu esnada biraz yürümeyi tercih edin.

33- Yatağınız sert olsun. es ederken düz konu Yattığınız zaman vücudunuz yatağa gömülmesin. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan, yumuşak veya çöküntülü yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta ile tahta olan yatakları ve üzerine yatıldığında omurganın fizyolojik kıvrımlarına uyum gösterebilen kaliteli ortopedik yatakları tercih edin.

34- Bilgisayar karşısında saatlerce hareketsiz veya uygun olmayan pozisyonlarda kalmak beli rahatsız eder. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçanızın arka kısmı destekli, köprücük kemikleriniz yere paralel durumda olmalı. Gözleriniz, ekranın üst hizasına yakın konumda ve ekranı tam karşıdan görebilecek pozisyonda bulunmalı. Kollarınız rahat, ön kol ve bilekleriniz aynı çizgi üzerinde yere paralel olmalı. Ayaklarınızı da bir destek üzerine koymanız daha iyi olur.

35- Daha önce bel rahatsızlığı izleri altında sunta veya tahta bulunan halı yada battaniye gibi geçirdiyseniz, zıplama hareketi yapmayın ve yüksek bir yerden asla atlamayın.

36- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösterin. Ağırlığınızı her iki bacağınıza eşit olarak paylaştırın. Ayakta dururken omuz ve kalçanızın aynı hizada olmasına dikkat edin. Doğru duruşta çene içeri çekilmiş, baş dik, sırt ve bel düzdür. Bu duruşta kulaktan yere indirilen dik çizgi, omuz ve kalçanın ortasından, ayak bileğinin önünden geçer. Ayakta dururken sırt kambur, bel çukur, karın öne sarkık, göğüs yassılaşmış ve çene öne çıkmış olursa bu duruş yanlıştır. Böyle bir pozisyon bele rahatsızlık verir ve iç organlar basınç altında kalır.

37- Tarlada, inşaatta, işyerinde, evde çalışırken veya kar kürerken beliniz aniden ağrımaya başladıysa, geri kalan işi bitirmek üzere gayret sarf etmeyip hemen istirahata çekilin. Sert bir zeminde sırt üstü uzanıp, dizlerimizi hafifçe bükerek bacaklarınızı yukarıya doğru toplamış vaziyette 15-30 dakikalık istirahat oldukça rahatlatıcı olur. Eğer bu süre sonunda durumunuzda iyiye gidiş yoksa, mutlaka doktorunuza başvurun. Hastalığınız esnasında istirahat süresinin uzun mu yoksa kısa mı olacağını önceden kestirebilmek çok zordur. Manyetik rezonans görüntüleme metodu uzman doktora bu konuda fikir verir.

38- Bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, uçak yolculuğu sırasında ayağınızı rahatça uzatabileceğiniz bir yeri tercih edin. Uzun süreli yolculuklarda koltuğunuzu hafifçe arkaya yatırın ve belinizi ince bir yastıkla destekleyin. Yolculuk esnasında sürekli oturmayın, ara sıra ayağa kalkarak biraz yürüyün. Yolculuk bitiminde valizlerinizi tekerlekli arabaya koyarak taşıyın.

39- İş yerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bu durumun beliniz için sakıncalı olduğunu bilin ve mutlaka ara sıra kısa da olsa yürüyüşler yapın. Çünkü oturur pozisyondayken belinize binen yük, ayakta olduğunuzdan belirgin şekilde daha fazladır. Yapılan araştırmalarda, günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin, ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Oturarak çalışırken belinizi ince bir yastıkla desteklemenizde yarar vardır.

40- Tek bir çeşit bel fıtığı olmadığı gibi, tek bir çeşit bel fıtığı tedavisi de yoktures ederken düz konu. Bazı bel fıtığı tedavisi için yalnızca ilaç ve istirahat yeterli olur. Bazıları ise fiziki tedavi ve bazı geleneksel tedavi türleriyle iyileşir. Bazı bel fıtıkları da mutlaka cerrahi girişim gerektirir. Bu nedenle, elindeki tek bir tedavi çeşidiyle tüm bel fıtığı hastalarını iyileştirdiğini söyleyen şahıslara inanmayın, sağlığınızı uzman doktorlara emanet edin".
Hayatta durup düşünmeden yaptığımız birçok hareket, bel sağlığımızı ciddi boyutta tehdit edebiliyor. Uzmanlar bel sağlığını korumak isteyen yada fıtık veya başka bir sebebe bağlı bel rahatsızlığı bulunan herkesin günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenleri sıralıyor.

Uzmanların bel sağlığı için uyulmasını istediği 40 tavsiye şöyle:

1- Herhangi bir ağırlık taşımanız gerekirse, yükü vücudunuza asimetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın. Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken, belinizin dik pozisyonda olmasına dikkat edin.

2- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyin. Kaldırmak zorundaysanız başkalarından yardım isteyin.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa, omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.

5- İki kişiyseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın ucunu sakın bırakmayın.

6- Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın. Hele bu yükü başınızdan yukarı kaldırmayı denemeniz tam bir felaket olabilir.

7- Ayaktayken belinizi sağa veya sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayın.

8- Yük elinizdeyken dönmeniz gerekiyorsa, belinizle değil ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.

9- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek ve ya iterek tek başınıza götürmeyin.

10- Sandalye ve ya koltukta otururken dik pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin. Bu esnada diz eklemlerinizin kalça eklemlerinden daha yüksekte bulunmasında, ayak tabanlarının yere temas ederken düz konumda olmasında ve yere rahatça basmasında yarar var.

11- Yumuşak, alçak ve derin koltuklarda oturmayın. Stabil olmayan bozuk koltukların ve yumuşak iskemlelerin belinizi tehdit ettiğini unutmayın.

12- Sandalyede otururken ayaklarınızın altına bir basamak çekerseniz daha rahat ederseniz.

13- Abdest alırken, dişlerinizi fırçalarken ya da elinizi, yüzünüzü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyin.

14- Her gün en az 15 dakika yürüyün. Yürüme mesafesini giderek arttırın.

15- Bir defa bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorunuzun önerdiği egzersizleri aksatmadan yapın, çünkü düzenli egzersiz yapanlarda ağrının tekrarlaması daha seyrek görülür.

16- Sağlıklı olsanız bile her gün kaslarınızı güçlendirici egzersizler yapın.

17- Egzersizleri altında sunta ve ya tahta bulunan halı yada battaniye gibi sert bir zemin üzerinde yapın.

18- Spor veya egzersiz yaparken ani ve zorlayıcı hareketlerden kaçının. Spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapın.

19- Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa mutlaka bir uzman doktora danışın.

20- Günlük yaşamınızda ani hareketlerden sakının.

21- Her gün beyaz peynir yada bir kase yoğur yemeyi veya bir bardak az yağlı süt içmeyi alışkanlık haline getirin. Güneş ışınlarından yararlanın.

22- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutun. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu unutmayın.

23- Uzman bir hekime danışmadan bel korsesi kullanmayın. Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayın.

24- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan, belinizi asla çektirmeyin. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayın.

25- Üzüntü ve stresin bel sağlığınızı da olumsuz yönde etkilediğini bilerek, ruh sağlığınıza özen gösterin. Ailevi, sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidin.

26- Yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabılarınızın topuklarının yüksekliği normal, ökçeleri yumuşak olsun.

27- Sandalye ya da koltukta otururken, bir cismi hafif dahi olsa öne doğru eğilerek yerden almayın.

28- Daha önce bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, güreş, boks, judo, futbol, basketbol gibi mücadele gerektiren ve halter, jimnastik, golf, tenis gibi zorlayıcı sporlardan uzak durun. Bunların yerine yürüme yada yüzme gibi sporları tercih edin.

29- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyun ve eşyanın hizasına yükseldikten sonra onu alın.

30- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin. Uzun yola çıkarken belinizi ince bir yastıkla destekleyin.

31- Otomobile bindiğinizde, koltuğunuzu pedallara yakın olacak şekilde ayarlayın. Dizlerinizin, kalçanızın biraz yukarıda durmasını sağlayın. Aksi halde beliniz rahat etmez.

32- Uzun süre araç kullanmayın, kullanmak durumunda kalırsanız sık sık mola vermeyi ve bu esnada biraz yürümeyi tercih edin.

33- Yatağınız sert olsun. es ederken düz konu Yattığınız zaman vücudunuz yatağa gömülmesin. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan, yumuşak veya çöküntülü yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta ile tahta olan yatakları ve üzerine yatıldığında omurganın fizyolojik kıvrımlarına uyum gösterebilen kaliteli ortopedik yatakları tercih edin.

34- Bilgisayar karşısında saatlerce hareketsiz veya uygun olmayan pozisyonlarda kalmak beli rahatsız eder. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçanızın arka kısmı destekli, köprücük kemikleriniz yere paralel durumda olmalı. Gözleriniz, ekranın üst hizasına yakın konumda ve ekranı tam karşıdan görebilecek pozisyonda bulunmalı. Kollarınız rahat, ön kol ve bilekleriniz aynı çizgi üzerinde yere paralel olmalı. Ayaklarınızı da bir destek üzerine koymanız daha iyi olur.

35- Daha önce bel rahatsızlığı izleri altında sunta veya tahta bulunan halı ya da battaniye gibi geçirdiyseniz, zıplama hareketi yapmayın ve yüksek bir yerden asla atlamayın.

36- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösterin. Ağırlığınızı her iki bacağınıza eşit olarak paylaştırın. Ayakta dururken omuz ve kalçanızın aynı hizada olmasına dikkat edin. Doğru duruşta çene içeri çekilmiş, baş dik, sırt ve bel düzdür. Bu duruşta kulaktan yere indirilen dik çizgi, omuz ve kalçanın ortasından, ayak bileğinin önünden geçer. Ayakta dururken sırt kambur, bel çukur, karın öne sarkık, göğüs yassılaşmış ve çene öne çıkmış olursa bu duruş yanlıştır. Böyle bir pozisyon bele rahatsızlık verir ve iç organlar basınç altında kalır.

37- Tarlada, inşaatta, işyerinde, evde çalışırken veya kar kürerken beliniz aniden ağrımaya başladıysa, geri kalan işi bitirmek üzere gayret sarf etmeyip hemen istirahata çekilin. Sert bir zeminde sırt üstü uzanıp, dizlerimizi hafifçe bükerek bacaklarınızı yukarıya doğru toplamış vaziyette 15-30 dakikalık istirahat oldukça rahatlatıcı olur. Eğer bu süre sonunda durumunuzda iyiye gidiş yoksa, mutlaka doktorunuza başvurun. Hastalığınız esnasında istirahat süresinin uzun mu yoksa kısa mı olacağını önceden kestirebilmek çok zordur. Manyetik rezonans görüntüleme metodu uzman doktora bu konuda fikir verir.

38- Bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, uçak yolculuğu sırasında ayağınızı rahatça uzatabileceğiniz bir yeri tercih edin. Uzun süreli yolculuklarda koltuğunuzu hafifçe arkaya yatırın ve belinizi ince bir yastıkla destekleyin. Yolculuk esnasında sürekli oturmayın, ara sıra ayağa kalkarak biraz yürüyün. Yolculuk bitiminde valizlerinizi tekerlekli arabaya koyarak taşıyın.

39- İş yerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bu durumun beliniz için sakıncalı olduğunu bilin ve mutlaka ara sıra kısa da olsa yürüyüşler yapın. Çünkü oturur pozisyondayken belinize binen yük, ayakta olduğunuzdan belirgin şekilde daha fazladır. Yapılan araştırmalarda, günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin, ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Oturarak çalışırken belinizi ince bir yastıkla desteklemenizde yarar vardır.

40- Tek bir çeşit bel fıtığı olmadığı gibi, tek bir çeşit bel fıtığı tedavisi de yoktur. Bazı bel fıtığı tedavisi için yalnızca ilaç ve istirahat yeterli olur. Bazıları ise fiziki tedavi ve bazı geleneksel tedavi türleriyle iyileşir. Bazı bel fıtıkları da mutlaka cerrahi girişim gerektirir. Bu nedenle, elindeki tek bir tedavi çeşidiyle tüm bel fıtığı hastalarını iyileştirdiğini söyleyen şahıslara inanmayın, sağlığınızı uzman doktorlara emanet edin".


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın