ocanali.sitemynet.com
CANDAN SPOR 2008 SEZONUNDA ATLETİZM HABERLERİ BAĞIŞ OLİMPİYAT RESİMLERİ BİREYSEL RESİM SİZİN SAYFANIZ SİTE ÜYELERİMİZ İLGİNÇ RESİMLER İAAF DÜNYA LİSTE DÜNYA ATLETİZM STADLARI SAĞLIK KÖŞESİ SAĞLIKLI YAŞAM SİGARASIZ BİR YAŞAM!.. SAĞLIK İÇİN SPOR ANİMASYON ATLETİZM ATLETİZM BİLGİLERİ OTOBÜS FİRMALARI LİNKLERİ OLİMPİYAT TARİHİ LİNKLER

SAĞLIK KÖŞESİ

CİLDİNİZE GÖRE VİTAMİN
Cilt yaşlanmasını durdurmak mümkün değil Dr. Gökhan Okan, yaşlanan cildin 4 özelliğini şöyle sıralıyor:
- Yaşlanan ciltte incelme oluşuyor
- Kolajenin azalmasıyla birlikte cilt gerginliğini kaybediyor, kırışıklıklar gözleniyor
- Pigment hücrelerinin düzensiz çalışması nedeniyle ciltteki renk değişikleri artıyor
- Ciltteki nemlilik azaldığından kuruluk oluşuyor

Yaşlanma ise iki nedenle oluşuyor:
- Yaşa bağlı yaşlanma (içsel yaşlanma)
- Dışsal faktörlerle oluşan yaşlanma

YAŞ İLERLİYOR, DNA YENİLENMESİ YAVAŞLIYOR
Yaşa bağlı yaşlanma Bu kaçınılmaz bir durum. Tüm insanlarda yaş ilerledikçe hücrelerin çoğalmasında ve DNA'nın yenilenmesinde azalma oluyor. Hücrelerin büyümeleri yavaşladığı için cilt inceliyor. Bu süreç 20'li yaşların sonunda başlıyor.
Dışsal yaşlanma Dışsal faktörlerle oluyor. Güneşin zararlı UV ışınları, alkol ve sigara alışkanlığı, gürültü, hava kirliliği, yanlış kozmetik kullanımı buna neden oluyor. Bu nedenle güneşin zararlı ışınlarına karşı koruyucu ürünlerin kullanılması, cilde uymayan kozmetik ürünlerin kullanılmaması, alkol ve sigara tüketilmemesi gerekiyor. Tüm bunlara ilaveten, cildi zararlı etkilerden koruyan dermo kozmetik ürünlerle cilde takviye yapılıyor.


BİTKİ BÜYÜME HORMONU GENÇLEŞTİRİYOR
Bitkisel kökenli kremler Sıkça kullanılan ‘dermo kozmetik' kavramı, istenilen kozmetik etkiyi fizyolojik reaksiyonlar sonrasında sağlayan kozmetik ürünleri tarif ediyor. Bitkisel kökenli kremlerden ikisi özellikle üzerinde çok fazla çalışılan bitkisel kökenli dermokozmetik grubuna giriyor.
Kinetin bitki büyüme hormonu içeren kremler, ciltteki kolajenin artmasını sağlayarak derinin gergin olmasına yardımcı oluyor. Düzensiz renk artışının ve ince çizgilerin azalmasını sağlıyor. Çok hassas ciltlerde bile kullanılabiliyor. Üzüm çekirdeği ekstresi içeren kremler de cildin daha genç ve canlı görünmesini sağlıyor. Cilde zarar veren serbest radikalleri önlüyor.
Peptit içeren kremler Bunlar aminoasitlerin bir araya gelmesinden oluşuyor. Sinirden kasa uyarının gitmesini durduruyor. Kas kasılamadığı için kırışıklık da olmuyor. Peptit içeren kremler de iki kaş arası kırışıklıklar, kaz ayakları, göz çevresi ve alında öneriliyor. Ancak bu kremler kırışıklıkların azaltılmasında etkili olsa da, botoksun etkisini göstermiyor. Kaslar derinin en alt tabakalarında yer alıyor. Dıştan sürülen ürünün en alta kasa kadar gitmesi biraz zor. Botokstan korkanlara önerilebilir.
Topikal östrojenler Menopozdan sonra yaşlanma artıyor. Östrojen cildin nemini artırıyor, vücudun su tutmasını sağlıyor, saçları güçlendiriyor, menopoz sonrası kanda östrojen azalıyor, deride kuruma, saçlarda dökülme oluyor, derinin gerginliği ve kolajen salgısı azalıyor. Östrojen azalması da hücrelerin yaşlanmasına neden oluyor. Eğer kadın doğum uzmanları dışarıdan hormon replasman tedavisi öneriyorsa, hastanın kullanmasında sakınca yoksa bunlar da cilde yararlı oluyor.
Harici hormonlar ve vücutta östrojenik etki gösteren bitkisel kökenli kremler uygun alternatif olabilir. Bu ürünlerin uygun kişilerde, kısa sürede kullanılmasına özellikle dikkat edilmesi, zararlı sistemik etkileri tetiklemediğinden emin olunması gerekiyor.

ŞİŞMANLIKLA GELEN TEHLİKE
- Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal, şişmanlıkla birlikte metabolik sendromlu kişilerde kalp damar hastalıklarının çok sık görüldüğünü belirterek, ölüm riskinin arttığını ifade etti.


Prof. Dr. Baykal, kan şeker düzeyi diyabet sınırında değilse bile ileride bu hastalığın gelişme riskinin çok fazla olduğunu söyledi. Gerekli toplum sağlığı önlemleri ivedilikle alınmadığı takdirde, metabolik sendromun önümüzdeki yıllarda ölüm nedenleri içinde birinci sıraya oturacak bir tehlike sinyali olarak tanımlandığının altını çizen Prof. Dr. Yavuz Baykal, "Metabolik sendrom, birden fazla kalp damar hastalığı risk faktörünün kümelendiği hastalıklar grubudur. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde
yaşam şekli değişiklikleri nedeniyle bir salgın haline gelerek, ateroskleroza bağlı kalp damar hastalıkların sıklığında artışa yol açmaktadır. Kilo fazlalığı ve bel çevresi kalınlığı fazla olduğu kişilerde görülen metabolik sendrom kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi hastalıkların habercisidir. Bu hastalık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşmaktadır. Metabolik sendromlu hastalarda, kan damarlarındaki sertleşmeler ve tıkanmalar inme ve kalp krizi riskini yükseltmektedir.
Ülkemizde 60-69 yaş grubundaki insanların yüzde 62'sinde metabolik sendrom görülmekte ve tedavi olmak için birden çok doktora başvurup her gün çok sayıda ilaç almak zorundadırlar" dedi.

Prof. Dr. Baykal, genellikle hareketsiz çalışan bireyleri tehdit eden hastalığın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de artış gösterdiğine dikkat çekerek, "Sendroma en yatkın kişiler, masa başında oturan, beslenmesi düzensiz, yoğun stres altında çalışanlardır. Hareketsiz yaşam tarzı, ayaküstü atıştırma yani fast-food alışkanlığı, sigara kullanımı ve özellikle stres, sendromun giderek daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu yüzden sendroma 'Yeni Dünya Sendromu' adı da önerilmektedir.

Metabolik sendrom, insanın yaşı ilerledikçe kalp hastası veya şeker hastalığına yakalanma olasılığını arttıran bir durum olduğundan, kişilerin hastalık ortaya çıkmadan, hastalığı ortaya çıkaran risk faktörlerini yok etmeleri gerekir. Metabolik sendrom bir hastalık değilse de, hastalık risklerini çok fazla oranda arttıran bir durumdur ve tek tedavisi yaşam tarzını değiştirmektir" diye konuştu.
Prof. Dr. Baykal, açıklamalarını şöyle sürdürdü.
"Metabolik sendrom, elma tipi şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker metabolizması bozukluğu (hiperinsülinemi) ve lipid metabolizması bozukluğu (kan yağlarında bozukluk) sorunlarından oluşur. Metabolik sendromun temelinde insülin direnci yatar. İnsülin direnci ise vücudun insülin salgılamasına rağmen, insülinin hücre içine girip glukozu taşıyamaması durumudur. İnsülün etkisinin yetersiz olduğu bu durumlarda kanda ve organlarda yağ miktarı artar. İnsülin direncini arttıran temel faktörler; hareketsiz yaşam biçimi ve yüksek kalori alımı sonucu oluşan aşırı kilodur. Özellikle de karın bölgesinde yağlanma artışı, psikososyal stres ve kadınlarda menopoz sonrası hormonal değişikliklerdir. Genetik eğilimi olan kişiler metabolik sendrom gelişimine daha fazla yatkındır. Eğer kişinin ailesinde kilo fazlalığı, tansiyon yüksekliği, kan yağlarında dengesizlik gibi sorunlar var ve buna çevresel faktörler de eklenmişse metabolik sendromun gelişmesi kaçınılmazdır. Modern şehir hayatının getirdiği hareketsiz yaşam ve yüksek kalorili beslenme, sendromun ortaya çıkmasını etkileyen en önemli faktördür. Ülkemizde metabolik sendrom görülme oranı; 20-30 yaş arasındaki kişilerde yüzde 10 iken, yaş ilerledikçe hızla artarak 60-70 yaş arasındaki erkeklerde yüzde 61'e, kadınlarda ise yüzde 75 oranına çıkmaktadır. 40-49 yaş arasındaki kadınlarda hastalık, erkeklere göre beş kat daha fazladır."
Bel çevresinde genişleme, tansiyon yüksekliği, kolesterol yüksekliği ve kan şekerinde sınırda yüksekliğin hastalığın belirtileri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Baykal, "Önceden anlaşılabilir, ama bu kişilerin yakınları da risk altındadır. Mesela bu kişilerin yakınlarında daha fazla yüksek tansiyon, şeker, şişmanlık ve kolesterol yüksekliği görülür. Bunlardan biri bile varsa, hasta şişmansa kan yağlarına, kan basıncına ve şekerini de bakılmalıdır" diye konuştu.

BAHAR NEZLESİ

BAHAR NEZLESİ VE KULAK, BURUN, BOĞAZA YABANCI
CİSİMLERİN KAÇMASI VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ:

Bahar, rengârenk çiçekleri ve yemyeşil bir örtüye bürünen doğası ile büyüleyici bir mevsim. Ama gelin görün ki polen alerjsi hastaları bu mevsimi hiç sevmiyor. Çünkü bitkilerin havaya saçtığı polenler, alerjik belirtilerin artmasına yol açarak hastanın yaşamını tam bir kâbusa çeviriyor.

Bahar alerjisi nasıl oluşur?
Havadaki polenler soluma yoluyla vücuda yerleşir. Bağışıklık sistemi aslında zararlı olmayan bu maddeyi adeta düşman gibi görür ve veri bankasına kaydedip takip altına alır. Bu madde ile karşılaştığı zaman biyokimyasal bir silah üreterek (histamin adlı bir salgı) saldırıya geçer ve insanı hasta eder.

Polenlerin yol açtığı hastalıklar
Havadaki polenler solunum yoluyla burunda, bronşlarda veya gözlerde alerjik hastalıklara neden olur. Kişinin şikâyetleri havada bulunan polen miktarına bağlı olarak artma veya azalma gösterebilir.
Polenin yol açtığı alerji hastalığında değişik türde polenler alerjiye neden olabilir. Bu tür alerjiden yakınanların hangi cins polene karşı alerjik olduklarının belirlenmesi yararlıdır. Alerjisi olan kişi duyarlı olduğu bitkinin polen yaydığı mevsimde o bitkinin yoğun olduğu bölgeden uzak kalmalıdır. Bu konuda gelişmiş ülkeler hazırladıkları polen haritası ile polen alerji vakalarının azalmasına büyük katkıda bulunmuşlardır. Hatta Amerika?nın bazı televizyon kanallarında meteoroloji bültenleriyle birlikte polen bülteni de sunulmaktadır.

Saman nezlesi(Alerjik nezle ya da alerjik rinit)
Polen, solunum yoluyla vücuda girdiği zaman bağışıklık sistemi tarafından üretilen histamin; burun, gözler ve hava geçitlerini döşeyen mukoz zarlarının iltihaplanmasına neden olur. Böylece sürekli hapşırma, burun akıntısı ve tıkanıklığı, kuru öksürük, boğaz, burun ve kulakta şiddetli kaşıntı ya da gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtilerle saman nezlesi başlar. Önlem alınmazsa ileri vakalarda yorgunluk, iştahsızlık, sinirlilik, baş ağrısı, sinüzit, orta kulak iltihabı veya bronşit veya astım gibi hastalıklara dönüşebilir. Saman nezlesi olan kişilerin taze sebze ve meyve bakımından zengin, karbonhidrat ve proteini yüksek ama süt ürünlerinin bulunmadığı bir diyet uygulamalarında yarar var. Ayrıca multivitamin/mineral desteği de alınması gerekiyor. Çuha çiçeği ve çörekotu alerji tedavisinde yararlı olabilir.

Astım
Astım akciğerlere kadar olan hava yollarını etkileyen bir hastalık. Tanımı kolay ancak, tedavi ve izlenmesinde sorunlar yaşanan birkaç hastalıktan biri. Astım, öksürük, vızıltı, sık soluma, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi ve göğüs duvarı derisinde çekilme gibi belirtilerle başlar. Soğukalgınlığı nedeniyle ortaya çıkan ve on gün geçmeyen inatçı öksürük, koyu balgam gibi sorunlarda hemen doktora başvurmakta yarar var.
Polen, astımlı hastalarda astım krizlerine yol açar. Astıma iyi gelen besinlerden biri taze acı biberdir. Düzenli bir şekilde taze biber yemek, astım krizlerinin sayısını ve tehlike oranını azaltabilir. Bol miktarda taze soğan ve sarımsakla birlikte yenilirse acı biber etkisini daha çabuk gösterir. Birkaç damla acı sos eklenmiş bir bardak su içmek, astım krizlerinin sayısını ve tehlike oranını azaltabilir. Kahvede bulunan ?metil ksantin? adlı madde astım krizi esnasında spazm geçiren adaleleri gevşeterek bronşları genişletip nefes almayı rahatlatır. Kriz esnasında içilen sert filtre kahve ile astım nöbeti bir saat içinde hafifler ve altı saat içinde tekrar etmesi engellenebilir. Balık alerjisi, yüksek tansiyon ya da şeker hastalığı yoksa astım hastalarının balık yağı da denilen Omega 3 yağ asitleri içeren besinleri yemelerinde yarar var. Omega 3 balık ve cevizde bulunur. Astım krizlerini azaltıcı etki gösterir.
Ginko biloba ekstresi (baharatçılarda veya doğal vitamin ve ilaç satan dükkânlarda bulunur) astım krizlerini önleme ve hafifletme konusunda etkili bir bitkidir.

Polen alerjisinden korunma yolları

Polenlerin en fazla uçuştuğu sabahları saat 05.00 ile 10.00 arası açık havaya çıkmayın. Ancak ağız ve burnu kapatan maskelerle çıkabilirsiniz.
Polen zamanı açık havada spor yapmayın.
Saçlar tozu tutar. Bu nedenle her akşam saçlarınızı yıkayıp duş alın. Böylece üzerinizdeki tozlardan arınabilirsiniz.
Çocuklar sokaktan geldiği zaman üstlerini hemen değiştirmelerini sağlayın.
Arabada giderken camları açmayın. Hava değişimi için klimadan yararlanın.
Polen zamanı evde kapı ve pencerelerinizi sıkı sıkı kapatın.
Evinizde ve ofiste varsa klima filtresini sık sık değiştirin. Son yıllarda klimaların çoğunda polen filtreleri kullanılmaktadır. Bu filtreleri yıprandıkça yenilemenizde yarar var. Böylece dışardan gelecek olan tozları önleyebilirsiniz.
Tatil için deniz kenarını tercih edin.
Dışarıda gözlük ve şapka kullanın. Gözlükleri her gün akar suyun altında yıkayın.
Günlük kıyafetlerinizi yatak odasında çıkarmayın.
Alerjiye karşı doktora başvurun.
Çim biçmekten kaçının ya da maske takıp yapın.

Tedavi yöntemi
Polen alerjisi olanların alerji yapan maddelerden uzak durarak korunma yollarına harfiyen uymaları gerekiyor.
Medikal tedavi
Doktora danışıp alerjiye yol açan polenin etkisini en aza indirgeyecek ilaçlar alınmalı.

Aşı tedavisi
Eğer alerjik şikâyetler ilaçlarla geçmiyorsa ve giderek artıyorsa aşı tedavisi (immunoterapi) uygulanır.Bu aşıların içinde alerjiye neden olan alerjenler vardır. Çok az miktarlardan başlanarak giderek artırılan miktarlar aşı ile vücuda verilir. Bu alerjenlere karşı vücudun bağışık hale gelmesi sağlanır. Bu enjeksiyonlarla vücutta antikorlar oluşur, bunlar alerjenleri engeller. Tedavi süresi 4-5 yıl sürer.


ALLERJİ
Allerji nedir?
Çevremizde yaygın olarak bulunan allerjenlere bazı kişiler diğerlerinden daha fazla duyarlı olup (atopik kişiler) onlara karşı allerjik olmayan normal kişilerden (atopik olmayan) çok daha abartılı bir reaksiyon verirler. Bu duruma allerji denilmektedir.

Allerjik tabiatta olmak bir hastalık mıdır?
Hayır. Toplumda yaşayan bireylerin yaklaşık %30'u allerjik tabiattadır. Bu kişiler duyarlı oldukları bazı allerjenlere karşı özel E tipi antikorlar aracılığıyla abartılı bir reaksiyon oluşturabilme yeteneğindedirler. Bu tip antikorlara bağlı olarak bazen değişik allerjik hastalıklar ortaya çıkabilir. Ancak tek başına allerjik bünyeye sahip olmak, yani atopik olmak bir hastalık olmayıp allerjik hastalıklara bir çeşit aday olma, yatkın olma durumudur.
Allerjik bünyeye sahip olmak neye bağlıdır?
Bu tamamen ailesel geçişli (irsi) bir durumdur.
Genetik geçiş dışında çevresel faktörlerin bir etkisi yok mudur?
Atopik olma veya olmama durumu tamamen genetik olarak belirlenmektedir. Ancak atopik kişilerde allerjik hastalıkların gelişip gelişmemesi çevresel allerjenlerle karşılaşma yoğunluğuna bağlı olarak değişmektedir. Daha dünyaya gelmeden gebelik döneminde veya hayatın erken döneminde, emzirme periyodunda annenin sigara içmesi, allerjik gıdaları tüketmesi, ortamın allerjen yoğunluğunun fazla olması gibi faktörler atopik kişilerde allerjik hastalıkların görülme sıklığını artırır.
Allerjik hastalıklar psikolojik nedenlerle görülebilir mi?
Allerjik hastalıklar psikolojik veya psikosomatik hastalıklardan farklıdır. Ancak allerjik hastalıkların gelişiminde, yakınmaların ortaya çıkmasında ve hastalığın kontrolünde psikolojik durumun da katkısı olabilir. Ayrıca psikolojik hastalıklarla ayrımı gerekebilir.

Allerjik hastalıklar nelerdir?
Astım, allerjik burun nezlesi ve sinüzit, allerjik göz nezlesi, burun polipleri, allerjik orta kulak iltihabı, ürtiker ve egzema gibi allerjik deri hastalıkları, gıdalara bağlı allerjik reaksiyonlar, çeşitli ilaç ve kimyasallar ile arı ve böcek sokmalarına bağlı allerjik reaksiyonlar allerjik hastalıkların arasında öncelikli olarak sayılması gerekenlerdir.

Allerjik bünyeli bir kişide bu hastalıkların hepsi de bulunur mu?
Vücudun allerjenlere olan reaksiyonu belirli organlara özel dağılım gösterir. Bazı kişilerde bu sayılan hastalıkların bir kaçı beraber bulunabilirse de bu şart değildir.

Allerji teşhisi nasıl konur?
Allerjik hastalıklarla uyumlu yakınmaları olan kişilerde ailede benzer hastalığı olanların varlığı, şikayetlerin süreğen ve tekrarlayıcı olması, mevsimlere göre değişmesi, diğer allerjik hastalıkların eşlik etmesi gibi hastanın öyküsünde tipik özellikler allerjik bir hastalığı telkin eder. Kanda özel E tipi antikorların araştırılması, allerjik cilt testleri ve hastalığın tipine göre değişen diğer tetkiklerle kesin teşhis konulabilir.

Teşhis için can yakıcı, zor tetkikler, endoskopik işlemler ve biyopsiler gerekli midir?
Hayır. Allerjik hastalıkların tanısında genellikle bu tür invaziv işlemlere gerek duyulmaz.

Yöremizde bu tür hastalıkların teşhis ve takibi mümkün müdür?
Tabii. Fakültemizde allerjik hastalıkların teşhis, takip ve tedavisi için gerekli olan her türlü laboratuvar inceleme yapılabilmektedir. Uzak yerlere gidip gelmeğe gerek yoktur.

Erken teşhisin önemi var mı?
Kuşkusuz. Hem hastanın yaşamının normale döndürülmesi, hastalıktan dolayı kayıplarının giderilmesi; hem de tehlikeli krizlerin ve aynı zamanda hastalığın ilerlemesinin önlenmesi için erken tanı konarak tedaviye başlanması çok yerinde olur.

Allerjik hastalıkların belirtileri nelerdir?
Hastalığın tipine, ağırlığına ve hastanın yaşına, cinsiyetine göre belirtiler değişir. Allerjik sinüzit, burun ve göz nezlesinde: Yılın belirli aylarında veya tüm yıl boyunca devam eden hapşırma, burunda kaşıntı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı vardır. Geniz akıntısı, boğazda gıcıklanma, gözlerde yaşarma, kızarıklık ve kaşıntı, kulakta dolgunluk hışırtı, kaşıntı, baş ve kulak ağrısı, koku alma bozukluğu tat almama, sesin değişmesi olabilmektedir. Anjiyonörotik ödem ve anafilakside: Tablonun ağırlığına bağlı olarak değişen derecelerde yüzde, dudakta, dilde, boğazda aniden şişme, tıkanma, ciltte solukluk, kızarıklık, kaşıntı ve kabarıklıklar, döküntüler, nefes darlığı, hırıltılı solunum, tansiyon düşmesi, ateş, terleme, çarpıntı, kalpte ritim bozukluğu, morarma, kusma, karın ağrısı, ishal, havale geçirme, solunum durması ve ölüm olabilir. Astımda: Nefes darlığı, öksürük, hırıltılı solunum, göğüste tıkanıklık olabilir. Bu yakınmaların aniden ve krizler şeklinde ortaya çıkması bir müddet sonra kendiliğinden veya tedaviyle düzelmesi, tekrarlaması, gece uykudan uyandıracak şekilde olması çok tipiktir. Cilt Allerjilerinde: Ciltte kaşıntı, kurdeşen denilen kabarıklıklar, kırmızı renkli döküntüler, sulanma, kabuklanma, deride kalınlaşma ve deride renk değişikliği görülebilir. Mide barsak kanalı allerjilerinde: Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı, gelişme geriliği, kansızlığa bağlı halsizlik, solukluk, göz kapakları ve bacaklarda şişlikler gibi yakınmalar olabilir.

Bu şikayetler allerjik hastalıklar dışında başka nedenlerle oluşamaz mı?
Evet oluşabilir. Bunların hiçbirisi allerjik hastalıklara özgü değildir. Yakınmaların süreğen ve tekrarlayıcı vasıfta olması, mevsimlerle ilişki göstermesi, ailede benzer yakınmaları olan başka kişilerin olması veya altta açıklanan allerjenlerden birisiyle temas sonrası bu yakınmaların ortaya çıkması allerjik bir hastalığın varlığını gösteren işaretlerdir.

Allerjik hastalıklar tehlikeli midir?
Sık görülmeleri, süreklilik göstermeleri, kişinin performansını yakından etkileyerek normal yaşamını kısıtlamaları, iş gücü kaybı ve okul devamsızlığına yol açmaları ve anafilaksi, anjiyonörotik ödem gibi bazen ölümcül olabilen formlarının da bulunması nedeniyle allerjik hastalıklar çok önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır.

Allerjik hastalarda kriz olur mu?
Evet. Allerjik hastalıkların bazılarında aniden kriz şeklinde ağır bir tablo gelişebilir. Üstelik bu durum tekrarlayıcıdır. Astımda, penisilin allerjisinde, arı-böcek sokmasında, anjiyonörotik ödemde tehlikeli, ölümcül krizler olabilir.

Anafilaksi nedir?
Allerjiye bağlı olarak ani ortaya çıkan ve acilen tedavi edilmezse ölümcül olan sistemik, tehlikeli bir hastalıktır. Arı sokması, penisin gibi bir ilacın damardan verilmesi gibi allerjenlerle temas sonrası olay dakikalar içinde başlar. Tablonun ağırlığına bağlı olarak değişen derecelerde yüzde, dudakta, dilde, boğazda aniden şişme, tıkanma, ciltte solukluk, kızarıklık, kaşıntı ve kabarıklıklar, döküntüler, nefes darlığı, hırıltılı solunum, tansiyon düşmesi, ateş, terleme, çarpıntı, kalpte ritim bozukluğu, morarma, kusma, karın ağrısı, ishal, havale geçirme, solunum durması ve ölüm olabilir.

Böyle bir durumda ne yapılmalıdır?
Maalesef bu durumda hasta ve yakınlarının yapacağı fazla bir şey yoktur. Ancak gerekli ilaçların bulunduğu bir ortamda bir hekim bu duruma müdahale edebilir. Hasta derhal sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Allerjik bünyesi olduğu bilinen kişilerin hastane dışında enjeksiyon yaptırmaması, ilaçlı filim vb tetkikler yapılırken durumunu belirtmesi, kendisine dokunan besin ve ilaçları kullanmaması, arı sokmaması için tedbirler alınması gerekmektedir.

İlaç allerjisi hakkında bilgi verir misiniz?
Bir çok ilacın tedavi edici etkisi yanında istenmeyen bazı etkileri de vardır. Bu yan etkilerden bazıları ise allerjik reaksiyonlara bağlıdır. Kullanılan ilaca; kullanan kişinin yaşına, cinsiyetine, genetik özelliklerine ve diğer hastalıklarına; daha önce aynı ilacın kullanılıp kullanılmadığına; ilacın veriliş yoluna bağlı olarak bu tür reaksiyonların görülme olasılığı değişmektedir. Hemen her ilaç allerjiye neden olabilirse de bazı ilaçların kullanımı sırasında buna daha sık rastlanmaktadır. İlaca bağlı allerjik olaylar ciltte görülen kurdeşen, egzamadan kan hücrelerinin sayı ve fonksiyon bozukluklarına, anafilaksi, ateş, serum hastalığı gibi sistemik tablolardan ani nefes darlığı, sarılık, zatürree göğüste, karında su toplanması gibi belirli organ lokalizasyonu gösteren patolojilere kadar çok farklı görünümlere sahiptir. İlaç alımıyla olayların başlaması arasında geçen süre bir kaç dakikadan bir iki haftaya kadar değişmektedir. Bir ilaç kullanırken ortaya çıkan yeni bir sağlık sorunu ilaçla ilişkili veya ilişkisiz olduğuna karar verilemese bile o ilacı reçete eden hekime bildirilmelidir. Eğer hasta herhangi bir ilaca karşı geçirilmiş bir allerji öyküsüne sahipse başka ilaçları kullanması gerektiğinde de bunu hekimine bildirmelidir. Çünkü bazı ilaçlar arasında çapraz reaksiyonlar olabilmektedir. Penisilin allerjisi, çeşitli röntgen filimlerinin çekilmesi sırasında kullanılan boyar maddelere karşı ortaya çıkan reaksiyonlar ve astımlılarda aspirine karşı duyarlılık ilaç allerjileri arasında özellikle belirtilmesi gereken durumlardır.

Çocuklara uygulanan aşılar allerji yapar mı?
Aşıların hazırlanması sırasında yumurta proteinleri ve bazı jel maddeler aşıya karışmaktadır. Bunlara bağlı allerji görülebilir. Yumurta yediğinde anafilaksi tipinde şiddetli allerjik reaksyonu olan kişilere yumurta kaynaklı bu aşılar yapılmamalıdır. Ancak, yumurta yiyince deri döküntüsü gibi hafif allerjik reaksiyonu olanlar aşıdan alı konmamalıdır. Karar verilemediği durumlarda deri testleri yapılabilir.

Gıdalara bağlı allerjik rahatsızlıklardan biraz bahseder misiniz?
Toplumda yaşayan kişilerin %15-20 'si bazı gıdalara karşı allerjisi olduğunu söylerken yapılan araştırmalarda bu oranın %1-2 'den fazla olmadığı gösterilmiştir. Besin allerjilerine çocuklarda daha sık rastlanır. Yaş ilerledikçe bu durum çoğunlukla ortadan kalkmaktadır. Gıdalar allerjik olaylar dışında da besin zehirlenmeleri, besin entoleransı gibi önemli sorunlara yol açabilirler ve bunların allerjik olaylardan ayrımı zor olabilir. En sıklıkla allerjiye yol açan besinler inek sütü, tavuk yumurtası, soya fasülyesi, ceviz, fındık, balık ile buğday ve diğer tahıllardır. Allerjiye neden olan besinin alınmasından sonraki dakikalar veya saatler içerisinde allerjinin yerleştiği lokalizasyona bağlı olarak değişik şikayetler görülmeğe başlar. Dudaklarda, dilde, boğazda şişme, yanma, kaşıntı, yüzde kızarıklık seste kabalık görülebilir. Kramp şeklinde karın ağrıları, bulantı, kusma ve ishal görülebilir. Bebeklerde gelişme geriliği dikkati çeker. Hapşırma burunda kaşıntı, akıntı, tıkanıklık, göz yaşarması, gözlerde kaşıntı olabilir. Astım tablosu gelişebilir. Bunların besinlere bağlı olup olmadığı ve hangisine bağlı olduğu testlerle anlaşıldıktan sonra o besin hastanın diyetinden çıkarılır. Bir süre bu gıdayı almayan kişide zamanla duyarlılık kaybolabilmektedir.

Gıda katkı maddeleri zararlı mıdır?
Modern yaşamın getirdiği zorunluluklar eskiden evlerde doğal ve taze olarak hazırlanan gıdaların yerini fabrikasyon olarak hazırlanan ve uzun süre marketlerde bozulmadan saklanması gereken gıdaların almasına neden olmuştur. Gıdalara hazırlanması sırasında renklendirici, koku verici ve bozulmalarını önleyici bazı kimyasal maddeler ilave edilmektedir. Doğal beslenmede yeri olmayan bu kimyasallar hem astımlı, allerjik nezleli bazı kişilerde sorunlara yol açmakta hem de allerji dışında kalp-damar hastalıklarına ve kanserlere neden olabilmektedirler.

Lateks allerjisi ne demektir?
Lateks %99 oranında Brezilyada yetişen tropikal kauçuk ağacının özsuyundan üretilir. Kauçuk içeren ürünler allerjik reaksiyonlara neden olabilmektedir. Bilhassa hekimlerin bizar olduğu bu durumda cerrahide kullanılan lateksten mamül eldivenler, bu eldivenlerin giyilip çıkarılması sırasında ortama yayılan toz, elastik yapışkan bantlar, çeşitli sonda ve kateterler, lastik ayakkabılar, plastik halı arkaları, spor malzemeleri, yolda aşınan oto lâstiklerinden ortama dağılan kısımlar ya cilt ile temas veya solunum yoluyla vücuda girmekte ve takiben kurdeşen, burun nezlesi, göz nezlesi, nefes darlığı, dilde boğazda şişme gibi değişik reaksiyonlar ortaya çıkmaktadır.

Temas egzaması ne demektir?
Cildin herhangi bir madde ile genellikle uzun süreli ve tekrarlayan temasları sonrası ciltte allerjik tabiatlı bir hastalığın gelişmesidir. Buna neden olan maddeler arasında öncelikle sabun ve deterjanlar, lastik eldivenler, kemer, kolye vb aksesuarlar, gömlek, kaşkol gibi giysiler sayılabilir. Temas edilen cilt alanında kızarıklık, kabarıklıklar, kalınlaşma, çatlaklar, soyulma, kaşıntı, sulanma ve kabuklanmalar görülebilir.

Böcek ve arı allerjileri hakkında bilgi verir misiniz?
Hamam böcekleri, kalorifer böcekleri, tahtakurusu, sivrisinek, at sineği ve pire gibi haşerelerin ısırmasıyla, tükrük ve dışkılarının solunum veya cilt yoluyla vücuda girmesine, yabani veya bal arılarının sokmaları sırasında zerk ettiği zehirlerine karşı bazı kişilerde allerjik reaksiyonlar gelişebilmektedir. Böcek allerjenleri allerjik burun nezlesi ve astıma neden olabilmekte; arı sokmalarını takiben ise 10-15 dakika içinde sokma yerinde sınırlı veya tüm vücutta hafif veya ağır bir reaksiyon gelişebilmektedir. Bu olay tehlikeli olabilir. Arıya karşı allerjisi olanların yanlarında arı soktuğu taktirde acil müdahale için iğne, sprey, hap türü ilaçları devamlı taşımaları ve bunları kendi kendilerine kullanmayı öğrenmeleri gereklidir. Özel aşı ile tedavi de etkili olmaktadır.

Allerji yapan maddeler (allerjenler) nelerdir? Allerjenler nerede bulunur?
Ev tozu, küf mantarları, kedi, köpek, kuş tüyleri, çeşitli ağaç, ot ve çayır polenleri, böcek ve haşereler, bazı parazitler, bazı gıdalar, penisilin gibi bazı ilaçlar, güneş, rüzgar, soğuk, kirli hava ile çeşitli kimyasal maddeler gibi çok fazla sayıda madde allerjenik özellik taşır. Havada, kullandığımız gıda, ilaç ve giyim eşyalarımızda, çevremizdeki eşyada çok sayıda allerjen bulunmaktadır.

Ülkemiz ve yöremizde allerjenlerin durumu
Yapılan çalışmalarda Ülkemizin 9 000'i aşkın doğal bitki türünden oluşan zengin bir florası vardır. İklim ve coğrafi değişkenlere bağlı olarak bölgelerimize göre bitki örtüsü farklıdır. Karadeniz ve Marmara bölgesinde Avrupa ve Sibirya florası, Batı ve Güney Anadolu'da Akdeniz florası, İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ise İran-Turan florası özellikleri hakimdir. Karadeniz Bölgemizde ılıman iklim, yüksek nem ve zengin bitki örtüsü havayla taşınan aeroallerjenler için son derece elverişli koşullar sağlamaktadır.

Allerjenlere karşı reaksiyon ne zaman ortaya çıkar?
Çevremizde çok sayıda bulunan allerjenler solunum yolu, sindirim kanalı, cilt ve mukozalar ile enjeksiyonlar sırasında damar yoluyla vücuda girebilir ve sadece hassas kişilerde duyarlılaşma periyodunu takiben önemli sorunlara yol açar.

Allerjinin mevsimlerle ilgisi var mıdır?
Evet. Bazı allerjenlerin yoğunluğu belirli mevsimlerde artmaktadır. Diğer bazıları ise her mevsimde sabit olarak bulunurlar. Polenler mevsimsel allerjinin en sık rastlanan nedenleridir. Ancak iklime bağlı olarak hava sıcaklığının ve nispî nem oranının değişmesine paralel ev tozu akarları, küf mantarları gibi diğer havayla taşınan allerjenlerin yoğunluğu da değişmektedir. Nisan-Mayıs, atmosfer havasında polen yükünün en fazla arttığı aylardır. Bu mevsimde allerjik yapılı kişilerde astım, saman nezlesi, göz nezlesi gibi allerjik hastalıklara bağlı yakınmalar ortaya çıkabilir veya artar.

Bahar nezlesi, mevsimsel astım ne anlama gelir?
Bazı allerjik kişilerde yılın diğer zamanlarında hiçbir önemli sorun yaşanmazken sadece belirli bir iki ayda her yıl tekrarlayan yakınmalar görülebilir. Bunlar çoğu zaman polene bağlı yakınmalardır. Kişilere göre değişmekle birlikte en sık bahar veya güz aylarında rastlanır.

Allerji ile meslek arasında bir ilişki var mıdır?
Evet. Allerjik hastalık bazen bir meslek hastalığı şeklindedir. İşyeri ortamında bulunan bir allerjenle temasa bağlı olarak ortaya çıkar. Yakınmaların işe girdikten sonra başlaması, işyerinden uzakta olunduğu zamanlarda (tatil ve seyahatlerde) gerilemesi, aynı işyerinde birden çok kişide benzer yakınmaların görülmesi meslek hastalığını düşündürmelidir.

Hangi mesleklerde allerjik hastalıklar daha sık görülür?
Çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar (sığır, kuş, kümes hayvanı besleyenler, veterinerler, deri, yün işinde çalışanlar ..), biyolojik ajanlarla çalışanlar (laborantlar, besin, deterjan sanayiinde çalışanlar, kimyagerler ..), tozlu işlerde çalışanlar (keresteciler, marangozlar, fırıncılar, değirmenciler ..), kimyasallar ile teması olanlar (boyacılar, kimyagerler, plastik endüstrisi işçileri ..), lastik eldiven kullananlar (sağlık personeli, temizlik işinde çalışanlar ..) ve daha bir çok iş kolunda allerjik hastalıklara sık rastlanmaktadır.

Teknoloji ile allerji arasında bir ilişki var mıdır?
Allerjik hastalıkların sıklığı teknolojinin gelişimine paralel olarak artmaktadır. Kişilerin kapalı ve dar alanlarda topluca yaşamaları, açık sahada çalışmaktan büroda çalışmaya dönüş, halı döşemeler, ev içinde kedi, köpek, kuş vb hayvanların beslenmesindeki artış, sigara alışkanlığının yayılması, katkı maddesi içeren hazır gıdaların tüketilmesi, yaşamımıza giren ilaç ve kimyasal maddelerin giderek fazlalaşması, hava kirliği gibi nedenlerle allerjik hastalıklar endüstrileşmiş yörelerde ve kırsal kesime göre kentlerde daha sık görülmektedir.

Allerji tedavi edilebilir mi?
Tedavi ile allerjik bünye değiştirilemez. Ancak, allerjik hastalıklar kontrol altına alınabilir ve hastanın yakınmaları giderilip, normal yaşamına dönmesi sağlanabilir. Hastalığa bağlı olarak yaşanımı kısıtlanması önlenebilir.

Allerjik hastalıklardan tam şifa mümkün değil midir?
Mümkündür. Bazen bir süre devam eden hastalık tablosu tedavi ile veya spontan olarak tamamen ve bir daha geri dönmemek üzere düzelebilir. Ancak yakınmalar çoğu kez devam etme ve tekrarlama eğilimindedir.

Allerjik hastalıkların tedavisi nasıldır?
Tedavi kişiye göre değişir. Öncelikle allerjiye neden olan madde veya maddeler belirlenmeli, hastalığın tipi, ağırlığı, komplikasyonları saptanıp uygun tedavi şekli kararlaştırılıp başlanmalı, hasta yakın izlemede tutulup alınan cevaba göre tedavi değiştirilmelidir. Öncelikle korunma esastır.

Komşumun ilaçlarını kullanabilir miyim?
Bunu asla yapmayın. Hastalık aynı olsa bile hiçbir hastanın tedavisi diğerinin aynısı değildir. Tedavi edilmesi gereken hastalık değil, hastadır. Ve her hasta başka bir kişidir.

Allerjenlerden nasıl korunabiliriz?
Allerjiye neden olan madde her kişide aynı değildir. Kişilerin duyarlı olduğu allerjen ayrı ayrıdır. Öykü ve testlerle spesifik allerjen saptandığında hasta mümkünse bundan uzak tutulmalıdır. Örneğin bu bir ilaç ise bu ilacı kullanmamalıdır. Gıda ise bu gıdayı almamalıdır. İşyeriyle ilgili bir madde ise iş değişikliği gerekebilir ya da iş yerindeki allerjen yoğunluğunu azaltacak önlemler yararlı olabilir. Ancak havada bulunan allerjenlerden kaçınmak oldukça güçtür. Polen allerjisinde kıra, ağaçlık, çiçeklik alana girmek veya rüzgarla polenlerin taşındığı alanda bulunmak yakınmaları başlatabilir. Ev tozundaki allerjenleri azaltacak önlemler yararlı olabilir. Evde dip bucak emiş gücü yüksek vakumlu cihazlarla sık sık tozların alınması, toz kaldırmayacak şekilde temizlik yapılması (yaş bezle toz alınması, çırpma, silkeleme şeklinde temizlik yapılmaması ..), haftada bir en az 60 derece sıcaklıkta su ile çarşaf, kılıf ve örtülerin yıkanması, halı döşemeler yerine vinlex vb türü suni döşemelerin kullanılması, allerjen barındırmayan çarşaf ve kılıfların kullanılması allerji hastalarında önerilen tedbirlerdir. Küf mantarlarının üremesinin önlenmesi, ev içi nemin azaltılması yararlı olabilir. Allerjenleri temizlediği söylenen cihaz veya deterjanların, hava filtrelerinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış değildir. Kedi, köpek, kuş gibi hayvanların ev içinde barındırılmaması, hamam böceği, kalorifer böceği gibi haşerelerle mücadele edilmesi gerekmektedir. Yün battaniye, yorgan, kazak, hırka yerine sentetik kumaş ve dokumaların kullanılması önerilmektedir. Sigara içilmemesi, pasif olarak sigara dumanına maruz kalmaktan sakınılması, ev içinde veya atmosferde hava kirliliğinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması dikkat edilmesi gereken diğer hususlardır. Kimyasal katkılar içeren fabrikasyon gıdalardan uzak durulması, deterjan, boya ve çeşitli temizlik malzemelerinin kullanımında ortama yayılan keskin koku ve dumandan kaçınılması gerekmektedir. Ancak bu önerilerin uygulanması hiç de kolay değildir ve kişinin yaşamını çık sınırlayabilir.

Bu tedbirleri alınca allerjik hastalığım geçer mi?
Kuşkusuz bu önlemler çok işe yarar, hastalığınızın kontrolü kolaylaşır, şikayetleriniz azalır, tedavinizin etkinliği artar. Ancak bunları yapınca hastalık ortadan kalkacak diye bir garanti söz konusu değildir. Bu önlemleri almakla birlikte veya allerjenlerden kaçınılamıyor ise onların zararlı etkilerini önleyen veya düzelten ilaçlarla tedavi gerekebilir.

Allerji tedavisi ne kadar devam eder?
Tedavi çoğu kez devamlıdır. Ancak bu ömür boyu ilaç kullanılacak anlamına gelmez. İlaçlar kullanıldığı gibi, zaman zaman ilaçlar kesilip ilaçsız kontrol ve korunma önlemleri ile izlenebilir. Sorunlar ortaya çıktığında tekrar tedavi gerekebilir. Mevsimsel allerjilerde sadece sorunların yaşandığı aylarda bir kaç aylık tedavi yeterli olur.

Allerji tedavisinde hangi tür ilaçlar kullanılır?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Hastalığın yerleştiği organa, tipine, ağırlığına ve hastanın özelliğine göre farklı bir çok ilaç kullanılabilir. Bazen aynı hastada farklı zamanlarda değişik ilaçları kullanmak gerekebilir.

Allerji tedavisinde kullanılan ilaçların zararlı etkileri var mıdır?
Her ilacın istenmeyen bazı yan etkileri olabilir. Bir hastaya bir ilacı verirken kar-zarar hesabı yapılıp beklenen yarar daha ağırlıklı ise başlanır. Gereksiz yere hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Mümkün olan en düşük dozda ve en kısa sürede kesilecek şekilde ilaçlar kullanılmalıdır. Bunlara dikkat edilirse önemli bir sorun olmaz. Hekim kontrolü olmadan, kendi başına ilaç kullanmak, ve başlanan tedaviyi kontrolsüz sürdürmek doğru değildir ve yan etkilerin görülme riskini artırır.

Bu yan etkiler arasında en önemlileri nelerdir?
Allerji tedavisinde kullanılan ve antihistaminikler olarak adlandırılan bir grup ilacın bazıları uyku, dalgınlık, dikkat azalmasına neden olabilir. Buna bağlı olarak kişi araba veya makine kullanıyorsa kazalara neden olabilirler. Aktif çalışan kişilerde bu tür yan etkileri olan ilaçlar tercih edilmemeli veya kullanılması gerekiyorsa kişi önceden uyarılmalı, bu tür tehlikeli işlerden uzak tutulmalıdır. Yine bu tür ilaçlar bazen iştah artışına yol açıp kilo alımına sebebiyet verebilirler. Kortizon türü ilaçlar da allerji tedavisinde kullanılmaktadır. Bunlara bağlı olarak da önemli yan etkiler gelişebilir.

Aşı tedavisine dikkat!
Halk arasında aşı tedavisi olarak bilinen immünoterapi sanıldığı gibi allerjik hastalıkların tedavisinde temel tedavi biçimi değildir. Sadece böcek sokmaları ve bazen de allerjik nezlede etkili olabilen bir tedavi biçimidir. Çoğu astım hastası için bu tedavi biçimi doğru bir yaklaşım olarak kabul edilmez. Bir çok gelişmiş ülkede astım tedavisinde kullanılmamaktadır. Aynı zamanda, ölümcül olabilen riskler taşır. Üstelik etkinliği de ispatlanmış değildir. Etki mekanizması da bilinmez. Gerekli bir çok koşula uyan çok az sayıda hastaya asıl tedaviler uygulandıktan sonra, bütün riskler göz önüne alınarak, bu işin uzmanı olan kişi denetiminde ve acil durumda yaşama geri döndürmeye yönelik müdahalenin yapılabileceği her türlü donanım ve ekipmana sahip bir ünitede denenebilir. Fakat maalesef yanlış lanse edildiğinden ve suiistimale açık olduğundan gereğinden sık olarak uygulanmaktadır. Yıllarca bir ümit uğruna aşı olmaya devam eden hastalar vardır.

Allerjik bir anne ve/veya babanın çocuklarının allerjik olmaması için neler yapılabilir?
Anne veya babadan birisi allerjik ise çocukta allerjik hastalığa rastlanma olasılığı %40 dolaylarında iken hem anne hem de babanın allerjik olduğu durumda çocukta bu oran %70 ;e çıkmaktadır. Allerjik bünyeli ebeveynlerin almaları gereken tedbirler şunlardır: gebelikte ve doğumu takiben ev içinde sigara içilmemesi, gebelik ve emzirme döneminde anneye yumurta ve inek sütü gibi allerjenik gıdalardan arındırılmış bir diyet uygulanması, bebeğin mutlaka anne sütünü emmesi ve yukarıda korunma ile ilgili kısımda anlatılan tedbirlerin doğumdan itibaren dikkatlice uygulanıp çevresel allerjenlerle temasın azaltılması yararlı olacaktır.

Arı poleni, bıldırcın yumurtası, hatme çiçeği vb gibi doğal ilaçların tedavideki yeri nedir?
Bu ilaçların etkili olduklarını gösteren bilimsel çalışmalar maalesef yapılmamıştır. Bu nedenle bu konuda olumlu yada olumsuz bir şey söylemek mümkün değildir.
Bahar alerjisine dikkat!..

Bahar aylarının alerjik hastalıkları da beraberinde getirdiğini vurgulayan uzmanlar, özellikle polen alerjisi konusunda uyarıyorlar...

Havaların ısınmasıyla birlikte birçok kişinin korkulu rüyası olan polen alerjisi, sağlık gündeminin ilk sırasındaki yerini aldı.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, ''Bahar alerjilerinin nedeni çiçek tozları, yani polenler'' diyerek, polenlerin ilkbaharda atmosfere yayılmaya başladığını ve bu durumun Nisan ile Haziran aylarında en yüksek seviyeye çıktığını, sıcak iklimlerde ise polen mevsiminin 8-9 ay sürdüğünü belirtti.

Prof. Dr. Küçükusta, şunları kaydetti: ''Polenlerin alerjik hastalıklara neden olma potansiyelleri farklıdır. Polenler astıma değil, daha çok alerjik nezleye neden olur. Bir polenin alerjiye neden olabilmesi için, 1 metreküp havada 25-50 polen olması gerekir.'' Gösterişli ve renkli bitkilerin daha çok alerjiye neden olduğunun sanıldığını, ''gül nezlesi'' olarak bilinen hastalığa da gül polenlerinin değil, ağaç ve çayır polenlerinin yol açtığını anlatan Prof. Dr. Küçükusta, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Kavak, huş ağacı, kızıl meşe, kızıl ağaç, fındık, selvi, kayın, söğüt, ıhlamur, zeytin, karaağaç, çınar gibi ağaç polenleri ile İngiliz çimi, domuz ayrığı, çayır kelp kuyruğu, çayır salkım otu, tatlı ilkbaharotu benzeri çayır, pelin, yapışkanotu, sinirotu, akkazayağı, kuzukulağı gibi yabani ot ve arpa, buğday, yulaf, çavdar ve mısır gibi hububat polenlerinin alerji yaratma potansiyelleri yüksektir.''

Atmosferdeki polen miktarlarının hava koşullarına bağlı olarak değiştiğini, sıcak, kuru ve rüzgarlı günlerde havada daha çok polen bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Küçükusta, ''Polenler, rüzgarın etkisiyle kilometrelerce uzaklara taşınabilir. Yüksek binalarla çevrili sokaklarda binaların yüzeyi, statik elektrik nedeniyle polen çeker. Buna karşılık deniz kenarında çok az polen bulunur'' diye konuştu.
Hava kirliliğinin polenlere duyarlılığı artırdığını da dile getiren Prof. Dr. Küçükusta, ''Özellikle yoğun trafik olan bölgelerde yaşayanlarda, polen duyarlılığı daha kolay oluşur'' dedi.

BURÇ VE POLEN BAĞLANTISI:

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, yapılan araştırmaların, polen mevsiminde doğan çocuklarda, yani Koç ve Boğa burcunda olanlarda polen alerjisinin daha sık görüldüğünü bildirdi.
İ.Ü. Öğretim Üyesi Küçükusta, polenlerden korunma yollarını da şöyle sıraladı:

Her şeyden önce hangi polenlere alerjik olunduğu bilinmeli
Polenlerine alerjik olunan bitkilerden uzaklaşılmalı
Radyo, televizyon, gazete gibi yayın organlarında, günlük hava durumu raporlarında o günkü polen durumu hakkında da bilgi verilerek alerjisi olanlar uyarılmalı
Evlerin ve arabaların kapı ve pencereleri sıkı kapatılmalı
Evlerde ve arabalarda polen filtreli klima kullanılmalı
Sıcak, kuru ve rüzgarlı havalarda ve sabahın erken saatlerinde dışarıya çıkılmamalı
Polenlerin çok yoğun olduğu dönemlerde ağzı ve burnu kapatan maskelerden yararlanılmalı
Polen zamanı açık havada egzersiz ve spordan kaçınılmalı
Tatil için deniz kenarları tercih edilmeli
Dışarıda gözlük ve şapka kullanılmalı, saçlar yatmadan önce mutlaka yıkanmalı
Üzerlerine polenler yapışabileceği için günlük kıyafetler yatak odasında çıkarılmamalı

Polenler sabah yoğunlaşıyor

Uzmanlar, polen alerjisi olanları, özellikle bahar aylarında sabahları kapı ve pencereleri açmamaları ve evin dışında spor yapmamaları konusunda uyardılar.

Adana Göğüs Hastalıkları Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Baysal, bitkilerin üremesine yarayan, rüzgar ve böceklerle çevreye dağılan ve çiçek tozları&# olarak da bilinen polenlerin, özellikle ilkbahar ve yaz mevsiminde duyarlılığı olan kişilerde alerjik nezleye yol açtığını kaydetti.
Polen alerjisinin, bahar nezlesi olarak da bilinen hapşırık, burunda akıntı ve kaşıntı, gözlerde kızarıklık gibi belirtilerle ortaya çıktığını ifade eden Baysal, şunları söyledi:
Özellikle bahar aylarında bitkiler uyanışa geçtiği için daha çok polen salarlar. Bitkilerin çoğu, polenlerini gün doğumu ile saat 10.00 arasında saldığı için, alerjik duyarlılığı olan kişilerin bu saatlerdeevlerinin kapı ve pencerelerini açmamaları gerekiyor. Ayrıca evin dışında spor yapılmasından kaçınılması, çok zorunlu durumlarda ise polen filtreli maske takılması gerekiyor. Evlerde ve araçlarda polen filtreli klimaların kullanılması da etkili oluyor. Polenler, su ile atmosferden yere indiği için, yağmurlu ve nemli havalarda azalma gösteriyor. Kuru ve sıcak havalarda ise artıyor. Özellikle ilk bahar ve yaz aylarının daha sıcak geçtiği yörelerde polenlere daha fazla dikkat edilmeli. Ayrıca tatil için ağaçlık yerleryerine deniz kenarları tercih edilmeli. Günlük kıyafetler de eve polentaşıyabilir. Sabah saatlerinde dışarı çıkılmışsa, eve dönüldüğünde kıyafetler mutlaka değiştirilmeli

ERKEN TEŞHİS ÖNEMLİ
Polen alerjisinin, tedavi edilmemesi durumunda astım ve bronşit gibi hastalıklara neden olabileceğini vurgulayan Dr. Baysal, şöyle devam etti:
;Belirtiler çoğunlukla soğuk algınlığı sanıldığı için teşhis gecikiyor. Kendilerinde polen alerjisi belirtileri hisseden kişiler, vakit kaybetmeden doktora başvurmalılar. Aksi halde alerji hastalığa dönüşüp, astım ve bronşite neden olabilir. Doktorun yapacağı deri ve kan testleri sayesinde, hangi bitkinin polenlerine alerji yaptığı belirlenip, uygun tedavi gerçekleştiriliyor. Alerjik şikayetlerin arttığı dönemlerde, göz ve burun damlaları kullanılabilir. Ayrıca belirtiler şiddetliyse, aşı tedavisi olarak da bilinen (duyarsızlaştırma) yöntemi kullanılıyor. Buyöntemde, vücuda verilen az miktardaki polen ile bağışıklık kazanılması sağlanıyor.




KULAK, BURUN,BOĞAZA YABANCI CİSİM KAÇTIĞINDA;

Yabancı cisimler, özellikle çocukların kulak, burun , boğaz ve yemek borusu veya solunum yollarına kaçabilirler . Bu yabancı cisimler çoğu kez çocukların oyuncak parçaları, çevrede buldukları boncuk, toka, bozuk para, dikiş yada toplu iğne gibi cisimleri ağız yada burunlarına sokmaları ile ciddi olabilecek acil sorunlara yol açabilirler. Dr. Erhun Şerbetçi kulak, burun ve boğaza yabancı cisim kaçtığında yapılması gerektiğini Mynet okurları için yazdı.

Erişkinlerde bu türden sorunlara çoğu kez kazara yada şakalaşırken yada zihinsel gerilik veya nörolojik hastalıkların varlığında rastlanılır. Herhangi bir maddenin özellikle burun boğaz yollarına kaçması halinde bir an önce çıkarılması gerekir.

KULAKTA YABANCI CİSİMLER:

Yabancı cisimler genellikle kulak kanalında bulunurlar. Kulak kanalına çocuğun itebileceği herhangi bir cisim sokulmuş olabilir.
En sık rastladığımız maddeler :
-yiyecek maddeleri, meyve çekirdekleri, kuru yemişler
-böcekler
-oyuncaklar ve parçaları
-düğme ve boncuklar
-mum boya parçaları
-küçük piller
Çocukların kendi veya arkadaşlarının kulaklarına sokabilecekleri yabancı cisimler dış kulak yolunda basit zedelenmeler yapabileceği gibi kulak zarında delinme, orta kulak hasarı gibi büyük zararlara da yol açabilir.
Çocukların kulaklarına bir şeyler sokma sebepleri, sıkıntı, merak veya arkadaşlarını taklit olabilir. Bazen çocuk oyun esnasında arkadaşının kulağına bir şey sokabilir. Böcekler kulak kanalına kaçabilir ve hasar verebilirler. Ayrıca kronik dış kulak yolu hastalığı olan çocukların kulaklarına bir şeyler sokma eğilimleri vardır.

Kulakta yabancı cismin belirtileri nelerdir ?
Bazen kulaktaki yabancı cisimler herhangi bir belirti vermeyebilir. Bazı nesneler , örneğin yiyecek maddeleri veya böcekler ağrı, kızarıklık veya akıntıya yol açabilir. İşitme azlığı, cismin kulak kanalını ne kadar tıkadığına bağlıdır.

Kulaktaki yabancı cisimlerin tedavisi:
Kulaktaki yabancı cismin tamamen kulaktan çıkarılması tedavinin esasını oluşturur. Özellikle yuvarlak cisimleri tutarak çıkarmak zordur. Tutmaya çalışıldığında daha derine kaçabileceğinden KBB Uzmanı tarafından çıkarılması önerilir.
Kulak kanalındaki cismi çıkarmak için aşağıdaki yöntemler, doktor tarafından uygulanabilir:
-Kulağa sokulan çeşitli aletlerle cismin arkasına geçilerek dışarı çekmeye çalışılır.
-Aspiratör ile vakumla çekilebilir
-Mikroskop eşliğinde çeşitli tutacaklarla çıkarılabilir
Yabancı cisim çıkarıldıktan sonra her iki kulak tekrar değerlendirilir. Çünkü bazen çocuklar her iki kulağa da bir şeyler sokmuş olabilirler. Kulak kanalı zedelenmişse antibiyotikli damlalar kullanılabilir.
Burunda yabancı cisimler:
Çocuğun burnuna sokabildiği yabancı cisimler genellikle yumuşaktırlar. Bunların arasında kağıt mendil, toprak, oyuncak parçaları, silgi sayılabilir. Bazen çocuk bir şeyleri koklamaya çalıştığında da burnuna kaçabilir. Genellikle çocuklar sıkıldıklarında, meraklandıklarında veya başka çocukları taklit ettikleri zaman burunlarına maddeleri sokarlar.
Burunda yabancı maddenin belirtileri nelerdir ?
Burunda yabancı cismin en sık belirtisi burun akıntısıdır. Genellikle objenin olduğu taraftan, kötü kokulu, iltihaplı veya kanlı akıntı görülebilir.
Burunda yabancı cisimleri tedavisi:
Tedavide doktor tarafından yabancı cismin burundan çıkarılması esastır. Bazen çocukların burnundan cismi çıkarabilmek için çocuğun sakinleştirilmesi gerekebilir. Bu durumda, hastane koşullarınd,a problemin boyutuna göre, çocukla anlaşarak uygulama yapılır. KBB uzmanı aşağıdaki yöntemlerle çocuğun burnundan cismi çıkaracaktır:
-Metal uçlu aspiratörler ile vakumlayarak çekmek
-Cismin arkasına ulaşan aletlerle çekerek çıkarmak
-Endoskopik görüntüleme eşliğinde tutarak çekmek
Eğer cisim çok derindeyse ileri itip, ağza düşürerek çıkarılabilir. Fakat bu yöntem, cisim çocuğun soluk borusuna kaçma riski taşıdığından, deneyimli ellerce uygulanmalıdır. Cisim çıkarıldıktan sonra duruma göre burun damlaları veya antibiyotik reçete edilebilir.
Solunum yolunda yabancı cisim:
Solunum yollarında yabancı cisim hızlı tedavi gerektiren acil bir durumdur. Yabancı cisim aşağıya doğru daralan solunum yollarında sıkışarak akciğerlerin herhangi bir bölümünü tıkayabilir. Solunum yollarında yabancı cisim, 5 yaş altı çocuklarda ev kazalarına bağlı ölüm nedenlerinin 9%'unu oluşturmaktadır.
Diğer bölgelerin yabancı cisim problemleri gibi, çocuklar sıkıldıklarında veya meraklandıklarında ağızlarına bir şeyler sokmaya eğilimlidirler . Böyle bir durumda yabancı cisim yemek borusu yada nefes borusuna kaçabilir. Nefes borusuna kaçması halinde durum daha acil ve önemlidir. Ayrıca yemekler dişleri tamamlanmamış çocuklarda, yemeğin düzgün çiğnenememesi nedeniyle, tıkanma sebebi olabilir. Ayrıca çocukların ağız ve dil hareketlerinin koordinasyonunun tam gelişmemiş olması da problemlere yol açabilir.
7 ay ile 4 yaş arası çocukların aşağıda sayılanlar gibi küçük cisimlerle boğulma riskleri vardır:
-tohumlar
-oyuncak parçaları
-üzüm tanesi
-bozuk para
-çakıl taşı
-fındık
-düğme
-Toplu iğne , dikiş iğnesi
Çocuklara bu nedenle yakından göz kulak olunmalıdır.
Solunum yollarında yabancı cismin belirtileri nelerdir ?
Yabancı cismi soluk borusuna kaçması acil tedavi gerektirir. Her çocuğun belirtileri farklı olabilmekle birlikte, çocuğun yabancı cisim nedeniyle tıkandığının en sık belirtileri şunlardır:
-nefesinin kesilmesi, tıkanması, morarma , öğürme
-öksürük
-nefes alıp verirken ıslığa benzer bir ses olması (ötme sesi)
Bazı durumlarda başlangıçtaki, yukarıda sayılan belirtiler hafiflese de yabancı cisim halen solunum yollarını tıkıyor olabilir. Bu durumda tıkanmanın diğer belirtileri de bilinmelidir:
-hırıltılı solunum
-kötüleşen öksürük
-çocuğun konuşamaması
-boğaz veya göğüste ağrı olması
-ses kısıklığı
-dudaklarda morarma
-nefes alamama
-çocuğun bilincini kaybetmesi
Solunum yollarındaki yabancı cisimlerin tedavisi:
Sorunun ciddiyeti ve tedavisi hava yolundaki tıkanıklığın derecesine bağlıdır. Eğer çocuğun tıkanması tam ise, çocuk nefes alamayacak, konuşamayacak ve dudakları moraracaktır. Bu durum acil müdahale gerektirdiğinden hemen acil servise başvurulmalıdır. Bazen yabancı cismin çıkarılabilmesi için ameliyat gerekebilir. Diğer hafif bulguların görüldüğü konuşabilen ve nefes alabilen çocuklar, zaman kaybetmeden hastaneye götürülmelidirler.

Yemek borusu yabancı cisimlerinin belirtileri ve tedavisi :

Yemek borusuna takılan yabancı cisimler çoğu kez daha az gürültülü bir klinik tabloya yol açarlar. Çocuklar ellerine geçen pek çok şeyi ağızlarına gördüklerinden çevrelerinde bu tür yutulabilecek cisimler bırakmamak çok önemli bir korunma sağlar . Eğer yutulan yabancı cisim yemek borusu çapından daha büyük ise yemek borusunda takılı kalır . Hastada yutkunma güçlüğü boğaz ağrısı, nefes darlığı gibi şiddetleri değişebilen belirtiler ortaya çıkabilir.
Yemek borusu yabancı cisimleri de mutlaka hastaneye başvurmayı gerektirir . Bu cisimler cinslerine , büyüklüklerine ve takıldıklara yere bağlı olarak basit yada ameliyathaneyi gerektiren önlemlerle çıkartılırlar.

AŞKIN VE CİNSELLİĞİN BİYOLOJİK TEMELLERİ

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ertuğrul Eşel, aşk ve bağlanma davranışı hakkında bilgiler verdi.

Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Hastanesi Başhekimlik toplantı salonunda düzenlenen "Aşkın ve cinselliğin evrimsel ve biyolojik temelleri" konulu konferansa öğrenciler ve akademisyenler büyük ilgi gösterdi. Erkekler seks peşinde koşarken, kadınlar duygusallık istediğini belirten Doç. Dr. Ertuğrul Eşel, kadın ve erkek beyni arasında farklılıklar olduğunun yüzyıllardır bilinmesine rağmen, son 10 yıldır bilimsel anlamda çalışmalar yapıldığını belirtti.

Cinsel kimlik kaybıyla ilgili bilgi veren Eşel, gençlerde homoseksüel eğilimlerin bulunabileceğini ancak 20'li yaşlara geldikten sonra büyük oranda homoseksüel eğiliminin azaldığını söyledi. Aşk konusuyla ilgili eskiden beri dişinin seçen, erkeğin ise seçilen olduğunu belirten Doç. Dr. Eşel, erkeklerin seçilmek için birbiriyle yarıştıklarını kaydetti. Cinsel davranış eğilimleriyle ilgili konuşan Eşel, "Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, evliler bekarlara oranla daha sık cinsel ilişkiye giriyor. Evli olmayıp birlikte yaşayan kişiler ise evlilere oranla daha sık cinsel ilişkiye giriyor. Erkeklerin yüzde 80'i, kadınların ise yüzde 75'i vajinal birleşmeyi tercih ediyor. Türkler ortalama 26 dakika sevişiyor. Evlilerde bu süre 23 dakikaya düşerken, sevgilisi olan bekarlarda ise bu süre 33 dakikaya uzuyor. Yaş ilerledikçe sevişme süresi azalıyor" dedi.

İnsanların birbiriyle ilişki kurma öncesi kur davranışları hakkında bilgi veren Eşel, insanların birbiriyle ilişki kurmadan önce kur davranışları yaptıklarını kaydetti. Doç. Dr. Eşel, düzgün şekilde yaşanan aşkın gençlerde hem sosyal hem de iş hayatında olumlu etkiler yaptığını belirtti. Bilinçsiz olarak meydana gelen kur davranışlarının kadınlardaki belirtileri anlatan Eşel, "Kadınlar kur yapma davranışı olarak bilinçsizce yaptıkları hareketler; gülümsemek, kaşları kaldırmak, gözleri açarak bakmak, kıkırdamak, üst dudağı yalamak, masum ve mahcup bir ifadeyle bakmak. Erkekler ise karşı cinse kur yaparken göğüslerini şişiriyor, dik duruyor, kabararak yürüyor, maddi servetinden bahsediyor ve bilgili olduklarını göstermeye çalışıyor. Daha sonra ilişki başladıktan sonra ise hareketler eş zamanlı olmaya ve eşler birbirine benzemeye başlıyor" diye konuştu.

İnsanların birbirine çekici gelmesine etki eden özelliklerin yüz güzelliği, bedenin şekli, kişilik davranışları, koku, ses tonu ve kültür olduğunu belirten Doç. Dr. Eşel, kadın ve erkekte cinsel çekicilik özellikleriyle ilgili şunları söyledi:

"Kadınlar kalın çeneli, kalın kaşlı, alına daha geniş bir burunu olan, birbirine yakın ve derin gözleri olan erkekleri daha çekici buluyor. Ancak bunun istisnası oluyor. Mesela bazı kadınlar büyük gözlü ve gülümsemesi geniş erkekleri de çekici buluyor. Erkekler ise inci çeneli, dolgun dudaklı, ince kaşlı, büyük gözlü, küçük burunlu ve ağızla çene arası mesafe fazla olan kadınları daha çekici buluyor. Ayrıca yüzleri daha simetrik olan ve daha erkeksi özelliklere sahip erkeklerin daha az sadık oldukları ve çocuklarıyla daha az ilgilendikleri saptanmış."

HER DERDE DEVA ELMA
- Her türlü hastalığa iyi gelen elmanın, ihtiva ettiği organik asitler, soda ve fosfor ile beyin, karaciğer ve mideye son derece faydalı olduğu bildirildi.
Elma antioksidan içermesi bakımından kalp sağlığı açısından da yararlı olmasının yanı sıra, cilt yaşlanmasını da geciktiriyor. İçeriğinde yüzde 85 su, yüzde 12 şeker, organik asitler, soda, fosfor, vitamin A, B1, B2, B5, C, E ve PP bulunan elmanın kas ve sinir sistemi için gerekli olduğu bildirildi. Bedeni ve zihni yorgunluklarda yatıştırıcı etkiye sahip olan elma yatmadan önce yenildiği takdirde rahat bir uyku sağlıyor. Böbrekleri çalıştıran elma idrar söktürücü özelliği ile vücuttaki ürik asidin dışarı atılmasını hızlandırıyor. Taze elma suyuyla silinen cilt, canlılık ve tazelik kazanıyor. Böbrek, mesane hastalıklarıyla hemoroide karşı son derece faydalı olan elmanın, yemekten önce tüketilmesi, sindirim yetersizliğine iyi geldiği ifade ediliyor. Sindirim sistemini uyaran ve mide mukozasını güçlendiren elma suyu, aynı zamanda ateş düşürücü olarak kullanılıyor. Günlük 3 adet elma yenmesi 2 ayda yüzde 10 oranında kolesterol düşmesine yardımcı oluyor. Günde 3 adet elma yemenin kötü kolesterol oranını düşürürken, iyi kolesterol oranını da 4 kat arttırdığı belirtiliyor.

HEM LEZZET HEM ŞİFA KAYNAĞI:


Meyvelerden, sebzelere, deniz ürünlerinden, hayvansal gıdalara kadar insanlar için lezzet kaynağı olan besinler, aynı zamanda şifa kaynağı. Hepsi birbirinden farklı mineral, vitamin ve proteinleri barındıran besinlerin insan sağlığına yararları bilimsel araştırmalarla ortaya çıkıyor.

Kış meyvelerinden elma; pektin ve bioflanovid maddeleri ile C vitamini kaynağı. Kolesterol düzeyini düşüren elma, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Bol miktarda C ve B vitamini ile cynarin maddesini barındıran enginar, şeker hastaları için yararlı ve kalbi güçlendiriyor.

Enginar, kan şekerini düzenlediği için şeker hastalarına da faydalı. Demir, kalsiyum mineralleri, B ve C vitamini ile protein kaynağı fasulye, kan ve hücre yapımına yardımcı oluyor. Sağlıklı ve genç kalmak isteyenlerin tercih ettiği brokoli; magnezyum, potasyum, A ve C vitamini bakımından zengin. Brokoli, insanları kansere karşı koruyor ve kasları güçlendiriyor.

Potasyum, fosfor gibi hayati öneme haiz maddeleri taşıyan acı marul, yağ metabolizmasını düzenliyor, felç riskine karşı koruyor. Bezelye, bitkisel protein, magnezyum içerdiği için kolesterol düzeyini düşürüyor, bağırsak kanseri riskini azaltıyor. Sperm üretimini sağlayan ve vücudu enfeksiyonlara karşı koruyan havuçta, A vitamini ve selenyum var. Allisin, çinko, manganez, selenyum bulunan pırasa, kan basıncını düşürüyor, kalbi ve damarları güçlendiriyor. Kırmızı ve yeşil biber, içinde olan capsaicin, A ve C vitamini ile çinko sayesinde baş ağrısı ve migrene karşı koruyucu etkiye sahip. Laktik asit bakterileri ve B12 vitamini özelliği bulunan lahana turşusu tümör oluşumunu önlüyor. Kereviz; potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum mineralleri içermesi nedeniyle kabızlık, mide ve bağırsak sorunlarına karşı etkili. Kırmızı etle eş değer besleyici özelliğe sahip soyanın içindeki E vitamini, hücreleri koruyor, kanser riskini azaltıyor. Demir deposu ıspanak, sinirleri güçlendiriyor.

Özellikle hamilelikte tavsiye ediliyor. Metabolizmayı uyaran ve kemik yoğunluğu için önemli olan tofuda protein, potasyum, kalsiyum, magnezyum var.

Yemeklerin vazgeçilmez katkısı domatesin içindeki likopen kansere karşı koruyor, folikasit hücre yapımını uyarıyor. Çaya, çorbaya sıkılan limon da bağışıklık sistemini güçlendiriyor, mide kanserini önlüyor. Beyaz ve kırmızı lahana da limon gibi bağışıklığı kuvvetlendirirken, stres semptomlarıyla savaşıyor.


MEYVELER BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR

Bağışıklık sistemini güçlendiren ve kolesterolü düşüren elma; pektin, bioflanovid mineralleri ve C vitamini barındırıyor. Tropikal meyvelerden avokado, içerdiği doymamış yağ asidiyle kalp ve kan dolaşımı için büyük fayda sağlarken, kansere karşı koruyucu özellik de taşıyor. Türkiye'de çoğunlukla Akdeniz bölgesinde yetişen muzda, B6 vitaminiyle birlikte, potasyum, serotin, magnezyum mineralleri var. Muz insanları rahatlatıyor ve uyumasına yardımcı oluyor. Kışın reçel, yazın meyve olarak tüketilen çilek, metabolizmayı harekete geçiriyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Turunçgillerden greyfurt, folikasit ve C vitamini kaynağı, kan basıncını azaltan greyfurt, kan yapıcı özelliğe sahip.

Bir diğer tropikal meyve mango ise cinsel enerjiyi artıyor. Kavun, potasyum ve kalsiyumun yanı sıra magnezyum maddesini içeriyor ve vücuttaki su düzeyini ayarlıyor, idrar oluşumunu artırıyor. Kış mevsiminin diğer önemli meyvesi portakal, vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlıyor. Potasyum, demir ve B vitamini bulunan erik meyvesi hem enerji veriyor hem de vücuttaki fazla suyun atılmasına neden oluyor. Phyto-östrojen, potasyum ve kalsiyum içeren kırmızı üzüm, yüksek tansiyona karşı iyi geliyor, trombozları önlüyor.

Tahıllardan, esmer buğday, beyni ve sinirleri besleyerek öğrenmeyi güçlendiriyor, lysin ve lezithin maddeleri içeriyor. Diyet yapıp sağlıklı beslenmek isteyenlerin vazgeçilmezlerinden yulaf; karbonhidrat, demir, magnezyum ve B vitaminini bulunduruyor. Kas kramplarını önleyen, idrar söktüren yulaf aynı zamanda enerji kaynağı. İçinde çinko ve aminoasit var olan mercimek yorgunluğu gideriyor, strese karşı etkili. Diğer tahılların dışında B vitamini de içeren mısır ise, stresle savaşıyor, bağırsak kanserini önlüyor. Kırılmamış pirinç hem protein hem mineral zengini bir tahıl. Pirinç, mide yanmasına ve gaza karşı etkili. Sağlıklı ekmeğin yapıldığı kaba öğütülmüş çavdar, enerji sağlıyor, stresi azaltıyor. Aynı şekilde öğütülmüş buğday ise B vitamini, demir ve magnezyumla bacak kaslarındaki krampları yok ediyor, uyku süresini azaltıyor. Kabuklu yemişlerden, ceviz, fıstık ve fındık insanların sakinleşmesine, uyumasına ve stresle mücadeleye yararken aynı zamanda enerji veriyor.

Her mevsim tüketilen sebzelerden patates bitkisel protein, potasyum bulunduruyor. Kansere karşı koruyucu özellik taşıyan patates, toksinleri vücuttan atıyor. Hem çorbası hem de ete benzeyen lezzetiyle sofraları süsleyen mantar; sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum minerallerine sahip. Brokoli gibi kasları güçlendiren mantar, aynı zamanda saç ve tırnakları da besliyor. Bir diğer mantar kili. Kırmızı etle eş değer besleyici özelliğe sahip çeşidi shiitake; lentinan, D vitamini taşıması nedeniyle bağışıklık sistemini güçlendiriyor, kanser oluşumunu engelliyor. Bağışıklık sistemini düzenleyen ve kan dolaşımını güçlendiren siyah turp, vitamin, kalsiyum, potasyum ve demir kaynağı. Kansere karşı bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği bilimsel araştırmalarla da tespit edilen sarımsak, quercetin, ajoene ve allisin minerallerine sahip. Zeytinyağı da kötü huylu kolesterol düzeyini düşürüyor ve hücreleri koruyor.


SOĞUK ALGINLIĞINA BİTKİ ÇAYLARI, KALP SAĞLIĞI İÇİN BALIK ETİ:

Bitki çaylarından ahududu, C vitamini, potasyum, kalsiyum, demir, folikaside sahip. Ahududu, virüs ve bakterilere karşı koruyor, tümör oluşumuna engel oluyor. Uçucu yağlar, demir, potasyum ve kalsiyum bulunan rezene vücuda oksijen alımını artırıyor, öksürüğü önlüyor. Eski başbakanlardan Tansu Çiller'le adını duyuran kuşburnu, hem marmelat hem çay olarak tüketiliyor. Soğuk algınlığı ve gribe karşı önleyici etkisi bulanan kuşburnu mineral ve vitamin kaynağı. Mürver terletip öksürüğü azaltmasının yanı sıra potasyum, B1 vitamini, C vitamini barındırıyor, kabızlığa iyi geliyor. Kalsiyum, niasin ve vitamin bulunan Frenk üzümü sinir ve bağışıklık sistemine yararlı. Karotinoid, enzimler ve C vitamini deposu papatya kalp hastalıklarını önlüyor, stresi azaltıyor. Ravent ise barındırdığı mineral ve vitaminlerle sağlıklı kemik oluşumuna katkı yapıyor.

Son günlerde kuş gribi tartışmalarıyla insanların yemekten çekindiği beyaz et çeşitlerinde, protein, potasyum, magnezyum, B vitamini ve çinko var. Baş ağrısı sorununa karşı etkili kümes hayvanlarından alınan gıdalar stresten arındırıyor. Önemli bir besin kaynağı olan dana eti, soğuk algınlığı, öksürük ve gribe karşı iyileştirici etkiye sahip. Deniz ürünlerinden ringa balığı, içerdiği omega 3 yağ asidi, sodyum ve potasyumla damar sertliğini ve yüksek tansiyonu önlüyor. Diğer balık çeşitleri gibi omega 3 yağ asidi içeren som balığında D vitamini bulunuyor. Som balığı, kemikleri güçlendiriyor, meme kanseri riskini azaltıyor. Kan basıncını düşüren uskumru, moral yükselten etkiye sahipken, deniz bitkileri, kolesterol düzeyini düşürüyor, kalp krizi riskini azaltıyor. Ton balığı, diğer balıklardaki minerallerin yanı sıra içindeki iyotla kolesterol düzeyini düşürüyor, sinir hücrelerini koruyor.

Türkiye'nin dünyaya tanıttığı lezzetlerden yoğurt önemli bir kalsiyum kaynağı. Yoğurt, bağırsak kanserine karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Tek başına yenildiği gibi çeşitli salatalara ve yemeklere de katılabilen peynir de yoğurt gibi kalsiyum kaynağı. Peynir aynı zamanda kemikleri güçlendiriyor, sinirleri koruyor. Çocukların gelişmesindeki en önemli besin kaynaklarından süt, kemik oluşumunu teşvik ediyor ve bağırsak kanserine karşı koruyor. Sindirim sistemi şikayetleri ve mide yanmasına iyi gelen peynir suyu laktik asit bakterilerini içeriyor.

Grip hastalığı hakkındaki gerçekler

Kış aylarında sıkça yakalanılan grip hastalığı hakkında bilinenlerin çoğu, gerçeği yansıtmıyor. Uzmanlar, grip ve grip aşısı hakkında çok yaygın olan yanlış bilgilerin doğrularını anlatıyor.

İşte, grip hastalığı hakkında 10 yanlış bilgi ve doğruları:

1- Grip, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonudur.

Yanlış! Grip, ani olarak başlayan ve yüksek ateşle seyreden, aşırı halsizlik, kuru öksürük, kas, eklem ve baş ağrısı ile kendini gösteren bir hastalıktır. Gribe yakalanan kişi, en az 3-5 gün sürecek bir yatak istirahatı ile kendini toparlayabilir. Ayrıca, bağışıklık sisteminin zayıflaması sebebiyle zatürre gibi ikincil hastalıkların da tabloya eklenmesi ile hastalık daha da ağırlaşabilir ve özellikle çocuklar, yaşlılar, diyabetliler, astımlılar, kalp ve kanser hastalarında ölüme sebep olabilir.

2- Grip aşısı gribe yol açar.

Yanlış! Grip aşıları, inaktive veya ölü grip virüslerinden üretilir, bu nedenle de gribe kesinlikle yol açmaz.

3- Grip aşısı yüzde 100 koruma sağlamadığından, aşı olmak gereksizdir.

Yanlış! Yapılan araştırmalar, grip aşısının yüzde 89 oranında etkili olduğunu göstermektedir. Ancak; aşı olduktan sonra dahi gribe yakalanan bir hasta, hastalığı, aşı olmamış bir hastadan çok daha hafif geçirecektir ve grip sebebiyle hastaneye yatması önlenmiş olacaktır.

4- Aşının yan etkileri, grip hastalığına yakalanmaktan daha kötüdür.

Yanlış! En fazla yaşayacağınız yan etki, aşı yapılan yerde hafif bir kızarıklık ya da ağrı, hafif ateş ve halsizliktir. Bu yan etkiler, aşının koruma sağladığı grip hastalığının sebep olabileceği ağır komplikasyonlardan çok daha önemsizdir.

5- Kasım ve aralık ayları, grip aşısı olmak için geç bir tarihtir.

Yanlış! Grip aşısı tüm grip sezonu boyunca uygulanabilir. Aşı olmak için en uygun zaman ekim ve kasım ayları olsa da, aralık, hatta ocak ve şubat aylarında aşı olunması da gripten korunma sağlayacaktır.


C VİTAMİNİ, GENEL KANININ TERSİNE, GRİBİ ÖNLEMEZ:

6- Bol C vitamini kullanırım ve gripten korunurum.

Yanlış! C vitamini, genel kanının tersine, gribi önlemez. Sistemi güçlendirir, hastalıklara karşı vücut direncini artırabilir, ama gribi kapmamızı ve hasta olmamızı kesinlikle engellemez. Hatta aşırı derecede alınan C vitamini, özellikle çocuklar ve yaşlılarda ishale sebep olabilir. Bu da hastalığın ağırlaşmasına, iyileşmenin gecikmesine yol açabilir.

7- Sadece hastalığın belirtileri mevcut iken etrafa grip bulaştırırım.

Yanlış! Grip virüsünün bulaşması, hastalık belirtilerinin başlamasından 1-2 gün öncesine dayanır ve hastalık başladıktan 3-7 gün sonrasına kadar devam eder.

8- Yüzlerce çeşit grip virüsü olmasına rağmen, aşı sadece 3 virüse karşı hazırlanmıştır. Bu nedenle de etkisizdir.

Yanlış! Yüzlerce çeşit grip virüsü olduğu bilgisi doğru değildir. A, B ve C olmak üzere üç tip grip virüsü vardır. Ancak bu virüsler zaman zaman yapılarını değiştirebildikleri için alt tipleri oluşabilir. Grip virüslerinde görülebilen bu yapı değişiklikleri, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından içinde Türkiye'nin de bulunduğu dünyanın çeşitli bölgelerinde sürekli izlenmekte ve değişiklikler saptanarak salgın yapma olasılığı bulunan virüs tipleri belirlenmektedir. Örgüt, belirlediği bu virüs tiplerini aşı üreticilerine

İŞTAHINIZI KAPATMAK MI İSTİYORSUNUZ? İŞTE YOLLARI!

Diyet yapmak isteyip, iştahına engel olamayanlara önerilerde bulunan uzmanlar, gün içinde sık ve az öğünler yemenin, iştahın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre, yeme isteğinin kontrol altında tutulması, atıştırma krizinden kurtulmak için sağlıklı karbonhidratlara
yönelinmesi, bol bol su içilmesi, yiyeceklerin iyice çiğnenmesi ve güç gerektiren egzersizlerin yapılması gerekiyor.

Beynin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmeye yol açan kimyasal maddeler salgıladığını belirten uzmanlar, "Ancak beynimizin bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol ediyor. İşte, sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi bu. Ayrıca yemeklerin tadı, kokusu veya görüntüsü de açlık duygusuna sebep olabiliyor. Örneğin, yemek sonrasında canınız, tatlı vitrininde duran o dondurma kasesinden çekiyorsa, bunun sebebi kesinlikle aç olmanız değil, kontrolden çıkan yeme isteğinizdir. Eğer bunu aklınızdan çıkarmazsanız, tokken yediğiniz yemek miktarını en aza indirmiş olursunuz" ifadelerini kullanıyor.

Gün içinde sık ve az öğünler yemenin, iştahın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu olduğunu kaydeden uzmanlar, şöyle devam ediyor:
"Belki yine arada bir şeyler atıştırmak isteyebilirsiniz, ama bu sefer yiyeceğiniz miktarlar az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelin, çünkü bu besin türü, sindirim sisteminde daha uzun süre kalıyor ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli tokluk hissi sağlıyor. Yapılan araştırmalara göre, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmenin, daha az miktarlarla yetinmeyi sağladığını bildiriyor. Sürekli aynı yemeği yeme, özellikle tadı hoşa gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmasının iptal olmasına yol açıyor. Ve bu sebeple de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Böyle bir durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz" tavsiyesinde bulunuyor."

Su içmenin, kişinin kendisini tok hissetmesi açısından önemli olduğunun da altını çizen uzmanlar, ayrıca vücut susuz kaldığında, çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderdiğini belirten uzmanlar, bol su içmenin, beden su istediği zamanlarda yemeğe yönelmeyi engelleyeceğini kaydediyor. Uzmanlar, yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmanın, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geldiğini ifade ediyor. Üstelik bu şekilde tat alma duyusunun da tatmin olduğunu vurgulayan uzmanlar, "Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla yemekten kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da ayrı bir avantaj" ifadesini kullanıyor.

Uzmanlar, egzersizler zorlaştıkça vücut ısısının arttığını ve daha fazla kalori yakmaya başlandığını, bu durumun da egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahın bastırılmasına sebep olduğunu bildiriyor. Böyle bir durumda normal öğün saatinden birkaç saat önce egzersiz yapmanın en mantıklısı olduğunu belirten uzmanlar, şöyle devam ediyor: "Çünkü öğün saati geldiğinde spor yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapanır. Fakat asla öğün atlama hatasına düşmeyin, aksi halde hem vücudunuz zayıf düşer, hem de bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız."

DİYETSİZ SAĞLIKLI KALMANIN YÖNTEMLERİ:
Diyet yapmak isteyip, iştahına engel olamayanlara önerilerde bulunan uzmanlar, gün içinde sık ve az öğünler yemenin, iştahın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre, yeme isteğinin kontrol altında tutulması, atıştırma krizinden kurtulmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelinmesi, bol bol su içilmesi, yiyeceklerin iyice çiğnenmesi ve güç gerektiren egzersizlerin yapılması gerekiyor.

Beynin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmeye yol açan kimyasal maddeler salgıladığını belirten uzmanlar, "Ancak beynimizin bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol ediyor. İşte, sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi bu. Ayrıca yemeklerin tadı, kokusu veya görüntüsü de açlık duygusuna sebep olabiliyor. Örneğin, yemek sonrasında canınız, tatlı vitrininde duran o dondurma kasesinden çekiyorsa, bunun sebebi kesinlikle aç olmanız değil, kontrolden çıkan yeme isteğinizdir. Eğer bunu aklınızdan çıkarmazsanız, tokken yediğiniz yemek miktarını en aza indirmiş olursunuz" ifadelerini kullanıyor.

Gün içinde sık ve az öğünler yemenin, iştahın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu olduğunu kaydeden uzmanlar, şöyle devam ediyor:

"Belki yine arada bir şeyler atıştırmak isteyebilirsiniz, ama bu sefer yiyeceğiniz miktarlar az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelin, çünkü bu besin türü, sindirim sisteminde daha uzun süre kalıyor ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli tokluk hissi sağlıyor. Yapılan araştırmalara göre, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmenin, daha az miktarlarla yetinmeyi sağladığını bildiriyor. Sürekli aynı yemeği yeme, özellikle tadı hoşa gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmasının iptal olmasına yol açıyor. Ve bu sebeple de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Böyle bir durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz" tavsiyesinde bulunuyor."

Su içmenin, kişinin kendisini tok hissetmesi açısından önemli olduğunun da altını çizen uzmanlar, ayrıca vücut susuz kaldığında, çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderdiğini belirten uzmanlar, bol su içmenin, beden su istediği zamanlarda yemeğe yönelmeyi engelleyeceğini kaydediyor. Uzmanlar, yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmanın, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geldiğini ifade ediyor. Üstelik bu şekilde tat alma duyusunun da tatmin olduğunu vurgulayan uzmanlar, "Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla yemekten kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da ayrı bir avantaj" ifadesini kullanıyor.

Uzmanlar, egzersizler zorlaştıkça vücut ısısının arttığını ve daha fazla kalori yakmaya başlandığını, bu durumun da egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahın bastırılmasına sebep olduğunu bildiriyor. Böyle bir durumda normal öğün saatinden birkaç saat önce egzersiz yapmanın en mantıklısı olduğunu belirten uzmanlar, şöyle devam ediyor: "Çünkü öğün saati geldiğinde spor yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapanır. Fakat asla öğün atlama hatasına düşmeyin, aksi halde hem vücudunuz zayıf düşer, hem de bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız."

SAĞLIKLI KALMANIN 8 KURALI..

Sağlıklı yaşamanın en temel kurallarından biri sağlıklı beslenmek.

Beslenme deyince her ne kadar akla yemek yemek gelse de, sağlık için sadece diyet yapmak yeterli olmuyor. Ruhsal ve zihinsel sağlığımız da en az bedensel sağlığımız kadar önemli. Beden, ruh ve zihin için sağlıklı beslenmenin kuralları şunlar:

"Birinci kural: Temiz hava
Haftalarca yiyeceksiz, günlerce susuz yaşayabiliriz ama havasız sadece birkaç dakika yaşamak mümkün. Vücudumuzun dayanıklılığı soluduğumuz havanın miktarına bağlı. Hücre düzeyinde oksijen eksikliği, damar sertliği, şeker, kanser, kas iltihabı, yüksek tansiyon gibi bozukluklara yol açar. Derin temiz hava soluyarak hücrelerdeki oksijen oranını artırabilir, böylece vücut fonksiyonlarını düzenleyebiliriz.

Temiz hava, enfeksiyonlara karşı hücresel direnci artırır. Öğrenmeye yardımcı olur. Bazı alerjik durumları azaltır. Sakinleşmek ve dinlenmek için beyin fonksiyonlarını düzenler. Kan basıncını düşürür.

İkinci kural: Güneş ışığı
Doğanın en çok şifa veren araçlarından bir tanesi olan güneş ışığı günümüz tedavi yöntemlerinde hem çok az anlaşılmış, hem de çok az kullanılmıştır.

Güneş ışığı, deri altındaki kolesterolü D vitaminine dönüştürür. Bakteri ve virüsleri yok eder. Akyuvarların sayısını artırır. Tansiyonu düşürür. Güneşlenme sayesinde kandaki kolesterol ve trigliserit (yağ) düzeyi düşer. Ultraviyole ışınlar derinin altında kızıla dönüşür ve tedavi edici etkisi yok olur. Bu yüzden güneş ışınlarının fazlası sağlığı tehdit edebilir.

Üçüncü kural: Ölçülü olmak
Ölçülü ve kendi kendine hakim olmak her yönden sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmektir. Bunun içine; çalışmak, dinlenmek, oyun oynamaktan aile ve dostlarla geçireceğiniz zamana, kendinize ayıracağınız vakte, ibadete, doğru düşünme ve beslenmeye kadar her şey girer.

Beslenmede ölçülü olmak için:Size zarar verecek hiçbir şeyi yemeyin ve sağlıklı besinlerle beslenin. Kahvaltınızı ve öğle yemeğinizi sıkı, akşam yemeğinizi de hafif yiyin. Yemek aralarında atıştırmayın. Farklı ama rafine edilmemiş besinler yiyin. Bir öğünde fazla çeşit yemeyin. Düzenli zamanlarda ve rahat ortamlarda yemek yiyin. Yediğinizden zevk alın.

Dördüncü kural: Dinlenmek
Dinlenmek insan için en iyi tedavi yöntemidir. Hasta olduğunuzda yapmanız gereken ilk şey yatmak olmalıdır. Dinlenmenin iyileştirici gücü, diğer tedavi yöntemlerin başarısına da yardımcı olur. Yeterince dinlenmemek ise insanı hasta eder. Dinlenmek için sadece uyumak gerekmez. Bazen ortam değişikliği bile vücudu ve zihni dinlendirir. Farklı kasları kullanmak, farklı şeyler düşünmek gevşemeye yardımcı olur. Birçok insanda görülen sinirsel bozukluklar kendini aşma çabası ve aşırı yorgunluktan meydana gelir. Dinlenmek için zaman ayırın. Dışarı çıkın, bir iskemleye oturun ve hiçbir şey yapmayın. Bu öneri size uygun gelmiyorsa, yeterince dinlenmek için davranışlarınızı değiştirmeniz gerekiyor demektir. İyi bir uyku için midenizin boş olması gerektiğini unutmayın. Uyurken odanıza temiz hava girdiğinden emin olun. Eğer uyurken temiz hava alamazsanız, yorgun ve gergin uyanırsınız. Unutmayın ki, gün boyunca kaslarını kullananlar, gece iyi bir uyku uyurlar.

Beşinci kural: Diyet
Beslenmenin hedefi rafine yiyeceklerden uzak durmaktır. Yeterince aminoasit, vitamin, mineral ve eser elementler alacağınız doğal besinleri seçin. Kahvaltı: Tahıl, iki meyve, tam tahıl ekmeği (rafine edilmemiş undan yapılan ekmek), ceviz veya fındık, tahıl ya da soya sütü, kahvaltıdan bir süre sonra bir-iki bardak su.

Öğle: Yüksek proteinli sebzeler, salata, tam ekmek, akşamüzeri bir ya da iki bardak su.

Akşam: Taze meyve, tahıl, kraker, tam ekmek, salata veya çorba.

En iyi sindirim için öğünler arasında 5-6 saat olmalı ve yemek saatleri düzenli olmalı. Hafif bir akşam yemeği iyi uyumanızı ve zinde uyanmanızı sağlar.

Altıncı kural: Su
Su beslenmenin en önemli parçasıdır. Vücudunuzun her fonksiyonu sıvıyla sağlanır ve vücudunuzdaki suyun yüzde 10'unu kaybetmek ciddi sorunlar doğurur. Yüzde 90'ı su olan kan, besinleri hücrelere taşır ve buradaki atıkları alır. Normal bir insan için günde 6-8 bardak su yeterlidir. Eğer idrarınız renksiz ve kokusuzsa yeterince su alıyorsunuz demektir. Yemekle birlikte su içmeyin, çünkü bu su sindirim sıvılarına karışır ve etkilerini azaltır. En iyi sonucu almak için, yemekten en az yarım saat önce veya sonra su için. Uykudan önce bir ya da iki bardak su içilmeli. Birçok kez, sadece yeterince su içmek bile, kabızlık, baş ve sırt ağrısı gibi rahatsızlıkların giderilmesini sağlar.

Yedinci kural: Egzersiz
İnsan vücudu hareket için tasarlanmıştır. Egzersizin birçok yararı vardır: Nabzı ve tansiyonu düzenler. Kandaki kolesterol ve lipid (yağ) oranını düşürür. Solunum yollarını açarak vücuda daha fazla hava girmesini sağlar.

Eklemlerdeki esnekliği artırır. Beyindeki "iştah" merkezi daha etkili çalıştığı için iştahı kontrol eder.

Oksijen sirkülasyonunu ve alımını artırır, bu da sinirlerin ve dokuların beslenmesini sağlar. Kasları ve damarları güçlendirir. Haftada beş altı kez 20 dakika boyunca yapabileceğiniz bir egzersiz türü seçin.

Unutmayın; egzersiz yapacak zaman bulamayanlar, hastalık için zaman ayırmak zorunda kalırlar.

Sekizinci kural: Doğadaki güce inanın
Yaşam tarzımızda değişiklikler yaparken bazen cesaretimiz kırılır. Ancak bunu tek başına yapmak zorunda olmadığımızı bilmek cesaret vericidir. Doğadaki güce inanın. Cesaretiniz kırıldığında doğayı izlemek yeterli olacaktır.


Koku duyunuz çalışıyor mu?

Yüzlerini bile hatırlamakta güçlük çektiğimiz ölmüş sevdiklerimizi yıllar sonra bile kokuları ile hatırlıyoruz. Doç. Dr. Erhun Şerbetçi Mynet okurları için yazdı

Bu duyu bu kadar özel ve bilim adamları koku üzerine yaptıkları çalışmalarla sadece koku hakkında değil beynin nasıl çalıştığını öğrenebileceklerini düşünüyorlar. Koku ne yazık ki toplumsal anlamda ilkel bir duyu olarak kabul ediliyor oysaki en asil duyumuz.

İnsan koku genlerinin çoğu 10 milyon yıldan daha eski. Bu genlerin çoğu günümüzde artık çalışmıyor. Ancak buna rağmen Nobel tıp ödüllü çalışmaya göre şifresi yeni çözülmüş olan insan genomum %3'ü gibi beklenmedik şekilde yüksek bir oran kokuları ayırt etmek üzere görev yapıyor.

Beyin insan yaşamını sürdürebilmek adına önemli kabul ettiği kokuları unutmaz. Bu beslenebilmek, zehirlenmemek, anne-eş-çocuk bulmak ve tehlikelerden kaçmak adına evrimsel açıdan en eski görevlerden biridir.

Hayatımızın aşkını onun vücudunun etrafa yaydığı kokudan tanıdığımızı biliyor musunuz?

Lavanta kokusunun uykusuzluğa iyi geldiğini biliyor musunuz?

Anne-Babamıza yatalak oldukları zaman iğrenme duygusundan uzak bir şekilde bakabilmemizin nedeni de doğduğumuz günden itibaren onların kokusuna alışık olmamız.

Burunun görevi nedir?

Burun hava almak, vücuda giren havayı temizleme, ısıtma, nemlendirme, koku alma ve üst solunum yollarını temizleme görevlerini yapar.

Koku duyusunun kaybı söz konusu olabiliyor mu?

Koku kaybı aslında sık görülen bir durum.

Koku kaybı nasıl anlaşılır?

Koku kaybı olduğunda tat duyusu da bozulur. Hastaların en önemli yakınmaları yemek yemekten zevk alamamak ve ne yediklerini bilmemektir. Ayrıca ev kadınları mutfakta yanmakta olan yemeğin kokusunu alamadıkları için aile içi sorunlar da yaşarlar. Dumanı tüten bir yemeğin kokusunu ve tadını alamamak bir mutsuzluk kaynağı iken, yanmakta olan bir şeyin kokusunu alamamak ve olası bir yangından haberdar olamamak ciddi bir güvenlik sorununa yol açar.

Koku kaybının insan yaşamına ne gibi etkisi vardır?

Koku kaybı yaşayan pek çok hasta sosyal ve mesleki çalışmalarını sürdürse bile hayat kalitelerinin çok olumsuz etkilendiğinden yakınır. Titiz hastalar da özgüven eksilmesine yol açar. Kişinin kendi ter kokusunu bile alamaması onu modern toplumsal yaşamda güç durumlarda kalma endişesine sürükler.

Koku alma duyusunun hayatımızdaki yeri nedir?

Koku almanın eş seçimindeki rolü ise pek çoğumuz için vazgeçilmez bir özellik olabilir. Koku duyusunun bir önemli işlevi de anıları canlandırmasıdır. Koku duyusunun azalması bazı hastalarda hafıza zayıflaması şikâyetine yol açmaktadır.

Koku duyumuz eş bulmada nasıl rol oynuyor?

Her insan genetik olarak belirlenmiş ve sadece kendine ait bir koku taşıyor. Canlıların vücutları arasında adeta bir koku haberleşmesi mevcut. Bu vücutlardan salgılanan ve feromon denilen maddeler aracılığı ile oluyor. Her canlı türünün kendi feromonu ayrıdır ve sadece kendi türünü etkiler. Feromonlar burundan havayla beraber alınarak özel bir sinirle beyne iletiliyor. Bu uyarılar kişinin ruh halini ve davranış şekillerini etkileyebiliyor. Bunun nasıl olduğu hala tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Günümüz insanının üzerindeki etkileri de henüz kesin olarak saptanabilmiş değil ama örn